Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
Hüsnü Özyeğin modeli
 

Hüsnü Özyeğin modeli

Önce şirketi kuruyor, sonra değerini yükseltip satıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun kâr marjlarının daha yüksek olduğu yeni bir alana giriyor. İşin ilginci neyi tuttuysa altın ediyor. Peki bu işleri, nasıl, nerede ve kiminle yapıyor? İş arkadaşları ve akademisyenler bu modeli nasıl değerlendiriyor? A takımı kimlerden oluşuyor? Uzun lafın kısası işte Özyeğin modeli...

Çiğdem Subaşı

Bugüne kadar girdiği her iş, yaptığı her operasyonla hep farklı bir iş adamı portresi çizdi. Operasyonları dilden dile dolaştı. Başarı öyküsü dünyanın her yerinde konuşuldu, haber oldu, anlatıldı... Sayısız konferanslara katıldı, birçok ödül aldı. Başarı öyküsünü ve iş yapma felsefesini anlatması için dünyanın her yerinden davetler aldı. Profesyonellikten patronluğa geçmesine rağmen kısa zamanda büyük bir servet edindi. Evet! Hüsnü Özyeğin’den bahsediyoruz.
Robert Koleji’ni bitirdikten sonra cebindeki 1000 dolarla ABD’ye gittiğinde tek hayali inşaat mühendisi olmaktı. Eğitimini sürdürürken ne iş bulursa yaptı. Hatta bir yemek teknolojisi şirketinde tadım yaparak öğlen yemeği masrafından kurtuldu. Üstüne üstlük de bir öğün karşılığında 35 sent aldı. Sadece bununla da kalmadı. Okulun kafeteryasını işleterek bir yılda 8 bin dolar kazandı. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Harvard’da master yaptı. Amerika’da Arthur Andersen’da danışman olarak çalışırken kolejden oda arkadaşı M. Emin Karamehmet’ten iş teklifi aldı. Türkiye’ye dönerek 32 yaşında Pamukbank’ın müdür koltuğuna oturdu. Bankacılığı bilmiyordu, hatta hayatında senet dahi görmemişti. Yıllar sonra bir konuşmasında “Bugün bile bana akreditif aç deseler, beceremem. O gün bugündür ben bankacılık yapmadım” diyerek bankacı değil yönetici olduğunu açıklamıştı.
Bankacılığı bilmiyordu ama Pamukbank’ı “Genç Pamukbank iyi bankadır” sloganıyla zirveye taşıdı. Türkiye’de bankacılığa dinamizm ve hareketlilik getirdi. Sektöre yeni ve genç beyinlerin girmesi için “kapıları açan kişi” oldu ve yarattığı bu ekolle tarihe geçti. Ekibine genç beyinleri aldı, reklamı etkin olarak kullandı ve bankayı kısa zamanda büyüttü. Karamehmet, bu başarı karşısında Özyeğin’i bu kez Yapı Kredi Bankası’nın başına getirdi. 1983’te genel müdür koltuğuna oturduğunda banka 100 milyon dolar zarar ediyordu. Bankayı 70 milyon dolar kâra geçirince patronu Karamehmet’in karşısına çıktı. Bankadan yüzde 1 hisse istedi. Patronu yanaşmayınca kendi bankasını kurma kararı aldı. Ve çok değil bundan 20 yıl önce Yapı Kredi Bankası’nın genel müdürlüğünden ayrılarak kendi bankasını kurdu. Bankası Finansbank’la sektöre yenilik ve hareketlilik getirdi. Ekibinde yine gençler vardı. Bankasının genel müdürlük koltuğunu 34 yaşındaki Ömer Aras’a teslim etti. Hep ilkleri yaratmaya odaklandı. İlk taksitli kredi kartını yaptı, o zamanlar kimsenin üzerinde durmadığı KOBİ’lere eğildi. Henüz 6-7 yıllık bir geçmişe sahip olduğunda Finansbank’ı en çok merak edilen banka haline getirdi. Bankayı zirveye ulaştırdığında ise Yunan bankası NBG’ye sattı. 8 milyon dolar sermayeyle kurduğu bankayı toplam 5 milyar dolar değerine ulaştırdı. Finansbank’ı elinden çıkartırken sattığı yüzde 46 hisseden cebine 2.76 milyar dolar nakit girdi. 

GİMA MACERASI
Bankacılık yaparken 1996’da perakende sektörüne girdi. Dedeman Grubu’ndan piyasa değeri 27 milyon dolar olan Gima’yı aldı. Perakendeciliğe Gima’yla adım atmıştı ancak henüz çocukluk yıllarında sektörü tanımaya başlamıştı. İlkokul yıllarında yaz tatillerinde dedesinin kumaş mağazasında çıraklık yapmış, müşteriye nasıl hizmet verileceğini daha o yıllarda gözlemlemişti.
Dokuz yıl elinde tutup sattığı Gima’dan para kazanmadığını söylese de bu operasyon sayesinde perakendeciliği, kredi kartı kullanımını, müşteri bilgilerinin ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Bu bilgiler sonraki yıllarda cebindeki en önemli silahı oldu.
2005 yılında Gima’yı da satarak cebindeki nakit parayı yükseltti. Sahibi olduğu kişisel servetini 21 yıllık bir sürede elde ederek dünyanın en zengin Türk’ü oldu. Süre olarak dünyanın en zenginlerini sollayacak bir rekora imza attı. Bir konuşmasında dünyanın en zengin adamlarından Warren Buffett’la kendini kıyaslayan Özyeğin’in şu sözleri çok ilgi çekiciydi: “Ben Finansbank’ın satışından yüzde 40.32 bileşik getiri sağladım. Warren Buffett 37 yıldır bu işte. O 30 yıl yatırım yaparak yüzde 25 getiri sağladı. Benim geçmişim ise sadece 21 yıl.”
Evet, şimdi yeni sektörler ve projeler kovalıyor Özyeğin... Bir yandan üniversite kurmak için çalışmalar yapıyor. Diğer yandan da yurt dışında yeni alanlara giriyor. Hedefte ise Rusya ve Çin var. Özyeğin son olarak Çin’de alışveriş merkezi kurmak için kolları sıvadı.
Peki tüm bunlar Hüsnü Özyeğin’in yeni ve farklı bir iş modeli yarattığı anlamına mı geliyor? Bu soruyu yönetim danışmanları, akademisyenler ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı iş arkadaşlarına yönelttik. Aldığımız yanıtlardan ise ortaya çıkan şu: “Evet, Hüsnü Özyeğin Türkiye’de yeni bir iş modeli uyguladı, yeni bir yönetim stratejisi getirdi.”
Gelelim “nedir bu model?” sorusunun cevabına... Yönetim danışmanlık şirketi Korn Ferry International’ın yöneticisi Şerif Kaynar, Hüsnü Özyeğin’in “Kuzey Amerika yönetim felsefesi”ni uyguladığını söylüyor ve ekliyor: “Özyeğin’in yaptıkları bu felsefenin Türkiye’deki başarılı örneklerinden biridir”.
Finanstan gayrimenkule bir çok alanda danışmanlık hizmeti veren Burhan Karaçam da Kaynar’la aynı görüşte. Eski bankacı Karaçam, aynı zamanda Yapı Kredi Bankası’nda selefi olan ve hatta bir dönem Pamukbank’ta birlikte çalıştığı Özyeğin’in Amerikan iş felsefesini taşıdığını vurguluyor: “Türkiye’de aynı hacimde görülmemekle birlikte, dünya üzerinde oldukça yaygın kullanılan bir yaklaşım, bir felsefe bu. Amerikalılar ‘iş, para kazanmak için yapılır’ der. Hüsnü Özyeğin işte bu felsefenin Türkiye’deki öncülerindendir.”

KUR-BÜYÜT-SAT
Peki nedir bu felsefe? Felsefenin temelinde Özyeğin’in uyguladığı iş modeli yatıyor aslında. Yani “Kur-Büyüt-Sat” ve yeni sektörlere gir. Bu modelin ve felsefenin ilk örnekleri Kuzey Amerika’da ortaya çıktığı için “Kuzey Amerika felsefesi” şeklinde biliniyor. En tanınan uygulayıcısı ise General Electric... Başlangıçta GE, elektrik sektörüne yönelik iş yaparken “yeniden dönüşüm modeli uygulayarak” imalatı azalttı. Başta hizmet ve finans olmak üzere başka alanlara girdi. Bu alanlarda kendini geliştiren GE’nin 120 milyar dolara ulaşan cirosunda elektrik sektöründen aldığı pay yüzde 30’lara geriledi. Amerika’da başlayan bu rüzgâr hızla Avrupa’ya da yayıldı. Birçok şirket iş modelini değiştirdi, bu felsefeye göre strateji çizdi. Bugün mobil telefonda dünya devi olan Nokia da bu modelin başarılı örneklerinden oldu. Uzun yıllar elektrik taşıma ve dağıtımıyla ilgili üretim yapan Nokia, iş modelini değiştirerek mobil telefona girdi. Ve diğer bütün sektörlerdeki şirketlerini satarak o alanlardan çekildi.
Şerif Kaynar bu felsefede uygulanan sistemi şöyle anlatıyor: “Yüksek kâr getirecek iş alanlarına girmek... Bunun için yüzde 2-3 gibi düşük oranda kâr getiren işlerden uzaklaşılıyor. Amerika’da CEO’lara, hissedarlara yüksek kâr payı verecek işlere girilmesi tavsiye ediliyor. Yeni pazarlara da bu nedenle giriliyor. Türkiye’nin 20 milyar dolar yabancı sermaye çekmesinin nedeni de kârlılık oranları. Avrupa’da bu oranlar yüzde 1-2’lerdeyken Türkiye’de yüzde 8-9’larda.”

 

Devamı CNBC-e Business’ın Mayıs sayısında...

 
     
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


 
Mahfi Egilmez
  Mahfi
Eğilmez
   
   

FacebookTwitter

 

© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report