Amerikan konut sektöründe başlayan krizin gün gelip de dünya ekonomisini sallayacak kadar büyüyecegini kimse tahmin edemiyordu. Şimdi de Türkiye’nin bu sallantıdan ne kadar etkileneceğini tahmin etmek kolay değil. Ama pek çok sektörde ilk çatırtılar duyulmaya başlandı bile. Peki hangi sektörde hasar ne kadar?
Burak Mavi
YÜKSEK riskli konut kredilerini kullanarak tüm dünyayı yüksek kaldıraçlı türev ürünler üzerinden kendi ülkesindeki konut üretiminin finansmanına destekçi kılan ABD, kurulan yapının çökmesiyle ortaya çıkan krizi de tüm dünyaya ihraç etti, ediyor.
Belki de sadece finansal piyasalarla sınırlı kalacağı inancı ya da dileği ile adını önce “küresel kredi krizi” koydular. Ancak hiç de öyle olmadı ve yaşanan kriz başta ABD ve Avrupa olmak üzere bütün dünyada üreticileri de vurdu.
Üstelik başta Wall Street olmak üzere dünya borsalarına çarpan dalga, dönüp aynı hızla reel sektörü vuruyor. Tabii bu durum borsaların bir kez daha sarsılması anlamına geliyor. Hatta artçı ama yıkıcı denilebilecek bu ve benzeri yeni sarsıntıların devamı da beklenebilir.
Gelelim Türkiye’ye... Başlangıçta finansal piyasalarla sınırlı kalacağı umudu Türkiye’de de hâkimdi. İyimserlere göre bankacılık sektörü sağlamdı ve Türkiye bırakın krizden zarar görmeyi, kârlı bile çıkabilirdi. Hükümetin sonradan geri adım attığı “IMF ile anlaşmaya gerek yok” açıklamaları da bu iyimser yaklaşımın bir başka versiyonu sayılabilir. Ama öyle olmadığı ve olamayacağı net bir şekilde fark edildi.
Şimdi bütün Türkiye krizle yatıp kalkıyor. Hatta başlangıçta “az hasarla atlatır, hatta kârlı bile çıkabilir” denilen bankacılık ve finans kesimindekilerden çok reel sektördeki aktörler kriz kabusları görüyor. Peki bu kriz ortamında ekonomiyi nasıl bir gelecek bekliyor?
TALEPTE DARALMA VE
KAYNAK KITLIĞI
Küresel krizin yol açtığı dış talepteki daralma ve kredi temininin zorlaşması gibi faktörler nedeniyle Türk ekonomisinin yavaşlayacağı artık herkesin üzerinde birleştiği bir beklenti... Evet, ekonomi geçmiş aylara kıyasla global krizi savuşturmaya çok daha hazırlıklı görünüyor ama halihazırda ihtiyaç duyduğu büyük finansman açığı ekonominin şoklara karşı direncini azaltıyor.
Dövizde halen süren düzeltme hareketinin büyümenin hızla yavaşlamasına neden olacağı ortada. 2008’de gerçekleşeceği tahmin edilen yüzde 3.4’lük büyüme hızının gelecek yıl 2.7 seviyesine ineceği öngörülüyor. Türkiye’nin performansı bu şekilde devam ederse bu yıl revize etmek zorunda kaldığı yüzde 4’lük büyüme hedefini ancak 2010 yılında yakalayabileceğini söylemek gerekiyor.
Büyümenin yavaşlaması ve petrol fiyatlarının gerilemesinin cari açık üzerindeki baskıyı hafifletmesi beklense de sanayi ve hizmet sektöründeki şirketlerin büyük finansman ihtiyacı, kırılganlık kaynağı olmayı sürdürecek gibi görünüyor. Eğer küresel finansal krizle küresel ekonomideki yavaşlama daha sert ve daha uzun süreli yaşanırsa Türk ekonomisi daha ciddi bir uyum sürecine girmek zorunda kalabilir.
Mevcut tahribat, istihdam rakamlarını da etkileyecek gibi görünüyor. Bu yıl yüzde 1 olması beklenen istihdam artışının 2009’da yüzde 0.4 ve 2010’da yüzde 1.4’le süreceği öngörülürken işsizlik oranlarının önümüzdeki yıl yüzde 9.5 ve 2010’da yüzde 9.1 düzeyinde gerçekleşmesi bekleniyor. Cari açıktaki düşüş beklentisi ise kalıcı değil. Bu yıl GSYİH’nın yüzde 6.3’üne ulaşacağı tahmin edilen cari açığın önümüzdeki yıl yüzde 5.4’e geriledikten sonra tekrar artmaya başlayarak 2010’da yüzde 6 düzeyine ulaşacağı tahmin ediliyor. Kamu borç yükündeki azalmanın ise bu yıl 35.1’e, gelecek yıl 34.3’e ve 2010’da 33.2’ye kadar gerileyeceği öngörülüyor.
SİPARİŞ İPTALLERİNİN
İLK ETKİLERİ...
2008 yılına sektörlerin penceresinden bakarsak krizin ne nasıl geleceği ne de sistemin nasıl etkileneceği doğru tahmin edilebildi. 2007 yılı sonlarında krizin reel sektörde yaşanan yoğun rekabet ve talep fazlası üretimin etkisiyle başlayacağı tahmin ediliyordu. Ama garip bir tesadüf eseri yedi yıl önce düzenlenen terör saldırısı sonucu New York’taki ikiz kuleleri yıkılan Amerika’da, bu kez 15 Eylül’de Lehman Brothers’ın iflas ettiğinin açıklamasıyla finans sistemi adeta yıkıldı, çöktü...
Türkiye’de bankacılık sektörü sağlıklı görünüyordu ama bunun bizim zarar görmemizi engelleyemeyeceği çabucak ortaya çıktı. İhracatımızın yüzde 55’ini gerçekleştirdiğimiz Avrupa’da yaşanan resesyon sipariş iptalleri ile reel sektörde tahribat yaratmaya başladı. Eylül ayı sanayi üretimi geçen senenin aynı dönemine oranla yüzde 5.5 azaldı. İmalat sanayi, yüzde 6.4, madencilik sektöründeki üretim ise yüzde 4.3 oranında küçüldü.
Öyle ki yılın ilk dokuz ayında yüzde 10-20 arasında büyüyen pek çok sektör yılsonu tahminlerini aşağı yönde revize etti. Peki önümüzdeki süreç nelere gebe? Buradan zarar görmeden veya yükselişle çıkabilecek sektör var mı? Hangi kesim ne derecede zarar görecek? Hangi sektörler nelere umut bağlıyor? İşte bu soruların cevaplarını bulmak için sektör temsilcileriyle temasa geçip nabız yokladık, verileri elden geçirdik...
Tam liste CNBC-e Business’ın Aralık sayısında...
|