İlk krizini 1974 yılında henüz çiçeği burnunda bir delikanlıyken kamyon yedek parçası işinde yaşadı. 5 Nisan Kararları'ndan bir ay sonra ortalık toz dumanken dev bir tekstil işletmesini aldı. 2001 krizine tuz biber eken 11 Eylül saldırılarından sadece 20 gün sonra büyük bir santral yatırımı yaptı. Şimdi yine kriz ortamı var ve o 2009'a devasa gazete ve soda yatırımlarıyla başladı. Arkasından büyük bir madencilik yatırımı geliyor. Peki nedir Turgay Ciner'in sırrı? Nasıl oluyor da her krizden kârlı çıkıyor? Kendine özgü iş yapma modelinin ana hatları neler?
Aydın Demirer
İLK krizine henüz delikanlılık çağında İstanbul Maltepe'de kamyon yedek parçası satarken 1974 yılında yakalanan Turgay Ciner, bundan birkaç yıl önce verdiği son röportajında şunları söylüyordu: "İş hayatım boyunca yaşadığım beş krizden de güçlü çıktım." Bugün altıncı kez kriz ortamıyla karşı karşıya... Ve ondan da güçlü çıkacak gibi duruyor. Son dönemde, krizin tam da ortasında yaptığı devasa yatırımlara bakılınca böyle düşünmemek elde değil. Nükleer santral kurma girişimi, geçtiğimiz günlerde faaliyete başlayan Eti Soda Sanayi tesisi, yakında açılacak Elbistan Maden İşletmeleri... Ve tabii ki en çok konuşulanı ve belki de en önemlisi yeni gazete Habertürk...
Peki, işin sırrı ne? Pek çok iş adamının üretimi ve yatırımı tamamen durdurduğu bir ortamda, nasıl oluyor da Ciner Grubu milyar dolarlarla ifade edilen yeni yatırımlara girişmekte tereddüt etmiyor? Bunun arkasında nasıl bir felsefe yatıyor? Acaba Ciner'e özgü bir iş yapma modelinden söz etmek mümkün mü? Söyleşinin satır aralarını okuduğunuzda bu tür bir iş modeli ana hatlarıyla ortaya çıkıyor.
Şirketlerini "tıknaz" olarak nitelendiriyor Turgay Ciner. Bundan kastı, yere sağlam basan, kendi ayakları üzerinde duran bir özelliğe sahip olmaları. Şirketlerinin başında, klasik anlamda birer yönetici değil, yine Ciner'in kendi kullandığı terimle birer "lider" bulunuyor. "Ben lider yönetimine inanırım. Kurumsal yapı diye bir şey yoktur bizim şirketlerde" diyen Ciner'in, yatay örgütlenmeden çok, dikey hiyerarşilere daha yakın olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz herhalde...
YILLAR SONRA İLK RÖPORTAJ
Liderler tarafından yönetilen bu tıknaz şirketlerin en önemli özelliklerinden biri de likit kalmaları. Bunda da, Ciner'in yine kendi deyişiyle "Türkiye'ye yüzde yüz katma değer yaratan" yatırımlar yapması önemli bir rol oynuyor. "Yüzde yüz Türkiye'ye katma değer sağlayan" yatırım modelini şu şekilde anlatıyor: "Yurt dışından mal ithal edip bir prosesten geçirip ihraç eden iş adamlarından değilim ben."
Bütün bu yapının en önemli taşlarından biri de yerel olmak. Kendisini en iyi anlatan cümlelerden biri yine Ciner'in ağzından çıkıyor. "Ben yerli biriyim" diyor. Bu yerellik Türk ressamlarının ve hattatların eserlerini toplamaktan, canı sıkıldığında sandalına atlayıp Üsküdar'da balığa çıkmaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Modelinde ilginç bir nokta daha var. Stratejilerden hoşlanmıyor. Nitekim, en beğendiği özelliklerden biri "gününü yaşamak". Yeni gazetesinin yayın yönetmeni Fatih Altaylı ile de bu nedenle uyuştuklarını söylüyor. "2020 yılında Ciner Grubu nasıl bir yerde konumlanmayı hedefliyor" sorusuna "Hiç umurumda değil. Nerede konumlanırsak ona göre bir şekil alırız" cevabını veriyor.
Uzun zamandır kimseye söyleşi vermeyen, Ciner Grubu'nun "lideri" Turgay Ciner ile Paşalimanı'ndaki yönetim merkezinde konuştuk.
Siz gazeteci olsaydınız, Turgay Ciner'e soracağınız ilk soru ne olurdu?
Hayda... Zor bir soruyla başladın. Gazeteciler tek tip değil ki. Herkes başka bir pencereden bakar. Şöyle diyeyim. Sen, senin baktığın pencereden istediğini sor. Limit yok.
Sizinle yapılan son söyleşide beş krizden de güçlü çıktığınızı söylüyorsunuz. Bugün yaşamakta olduğumuz altıncısında da ciddi yatırımlar yapıyorsunuz. Bunun sırrı, farklı bir iş yapma modelinde mi saklı?
Ben bu krizlerin hepsini öngördüm. Üstelik, bu zor bir şey de değildi. Ana krizler, küçük ve büyük ekonomilerde periyodiktir. Kuvvetli ekonomilerde daha uzun aralıklarla, daha az kuvvetli ekonomilerde daha kısa aralıklarla olur. Çok zayıf ekonomilerde ise devamlı bir kriz hali vardır.
Bu krizlerde nasıl hareket ettiniz?
Şöyle örnek vereyim: 5 Nisan'da 1994 krizi çıkmadan bir süre önce, 1993 senesinde biz Ceytaş'ı satın aldık. 5 Nisan 1994'ü takip eden 1.5 ay içinde de Mensucat Santral'ı aldık. Kimse ne yapacağını bilemezken, biz yatırıma o zaman da devam ediyorduk. 2001 krizinde her şey durduğunda, biz Türkiye'de işletme hakkı devri yöntemi ile Çayırhan Santrali'ni devraldık. Üstelik 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi bombalanmıştı. Biz santrali aradan bir ay bile geçmeden, 4 Ekim'de satın aldık. Üstünden sekiz yıl geçti. Şimdi yüzde 100 katma değer sağlayarak elektrik üreten ve en ucuz elektriği sisteme veren ve de kârlı olan bir firmanın sahibi olarak gurur duyuyorum.
KRİZ DÖNEMİNDE YATIRIM YAPMAK
Şu anda yine bir başka kriz döneminden geçiyor Türkiye...
Evet. Benim daha 2005 yılında beyanatlarım vardı, "2008'de Eylül ayında kriz var" diye. Bu röportajı yaptığımız günden yaklaşık 4-5 gün sonra yaklaşık 400 milyon dolar yatırım yaptığımız Eti Soda Sanayi Tesisi'ni işletmeye alacağız. (Bu açılış, 18 Mart tarihinde gerçekleşti).Herkes "kriz var" diye bağrışırken biz 400 milyon dolarlık bir tesis açıyoruz. Bu rakamları laf olarak söylemek kolaydır ama yatırımları gerçekleştirmek zordur. Yakında ikinci bir tesisimizi daha işletmeye açacağız. Bu, 135 megawattlık, yine yerli kömüre dayalı yüzde yüz katma değer sağlayan bir termik santral... Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti'nde özel sektörün madencilik alanında yaptığı en büyük yatırımdır. Evet, madenciliğe 550 milyon dolar çapında bir yatırım daha yapıyoruz. Yılda 17 milyon ton kömür üretecek Elbistan Maden İşletmeleri'ni devreye alacağız. Oradan da elde edilecek elektrik yaklaşık senede 10 milyar kilovatsaat olacak. Bu da Türkiye'ye yüzde 100 katma değer sağlayan bir tesis olacak.
Bizim bütün işlerimizdeki temel unsur, bu ülkenin gücüne inanmak, bu ülkenin öz kaynaklarına yatırım yapmak... Örnek veriyorum: Ürettiğimiz her bir liranın yüzde 100'ü Türkiye halkı tarafından paylaşılarak ödeniyor. Üretim sırasında yurt dışına herhangi bir kaynak aktarmıyoruz. Herhangi bir malı ithal ederek bir prosesten geçirip ihraç etmiyoruz.
İş modelinizin önemli ayaklarından biri bu diyebilir miyiz?
Evet. Önemli bir ayağı budur. Dolayısıyla dolar 1.80 olmuş, 2.80 olmuş diye biz de 1.80, 2.80 uzanmıyoruz. Bunun sebebi bu ülkeye, bu ülkenin emekçisine, bu ülkenin mühendisine, idarecisine güvenmek...
Enerjiye ilk yatırımları yapan iş adamı oldunuz. Sizden sonra enerji işi popüler hale geldi. Şimdi piyasayı nasıl görüyorsunuz?
Enerji işine girme niyetinde olanlar var. Ama giren yok ki... Onlar modaya göre hareket ediyor. Bir ara herkes ihracatçı oluyordu, bir ara da herkes ithalatçı... Oysa, önemli olan, kalıcı olmaktır. Biz 20 senedir bu işin içindeyiz, moda diye yapmıyoruz. Bu bizim işimiz. İnsanlar konuşuyor, "Enerjiye giriyoruz" diyorlar. Anlamıyorum, sanki bir kapı var, oradan giriliyor. Enerjiye girmek kolay iş değildir. Kaynak bulacaksın, yatırım yapacaksın. Enerji yatırımı yaklaşık 5-6 yıl sürer. Türkiye'de bu yatırıma dayanacak, bu felsefeye sahip firma sayısı çok değil ki...
Şimdi enerji fiyatları düşecek. Enerji fiyatları düştüğü zaman "Enerjiye giriyoruz" diye açıklamalar yapan o arkadaşlarımıza bakalım. Beş sene sonra kaçta kaçı bu işin içinde olacak? O zaman başka bir moda gelecek, o sektöre girecekler. Bizim bir yere girdiğimiz çıktığımız yok. Biz zaten orada duruyoruz.
"NÜKLEER İÇİN VERDİĞİMİZ FİYAT NORMAL"
Nükleerde gelinen en son nokta nedir?
En son nokta şu: Türkiye bir nükleer santrale sahip oluyor.
Pürüzler ne zaman giderilir?
Pürüz yok ki... Bu bir ihale değil, Türkiye'ye özgü bir yatırım modeliydi. Kendine özgü kanunu vardır. 13 firma şartname aldı. Altısı kapalı zarfla teklif verdi ki bunların içinde dünyanın önde gelen firmalarıyla Türkiye'nin önde gelen firmalarının ortaklıkları da vardı. Ama hepsinin teklif zarfından "Bu iş bizim boyumuzu aşar, teşekkür ederiz" yazısı çıktı. Yani reel anlamda tek teklifi biz verdik.
Devamı CNBC-e Business'ın Nisan sayısında...
|