Milan, Inter, Barcelona, Bayern Münih... Messi, Ronaldinho, Ribery, Eto’o... Bu devleri bir sezon boyunca tribünden takip etmek Süper Lig’in ikisi Avrupa dışında kalan üç büyüklerini takip etmekten daha ucuz olabilir mi? Kombine bilet fiyatları gösteriyor ki, olabilir.
Bülent Timurlenk
NICK Hornby’nin dediği gibi “Sonraları kadınlara nasıl aşık olduysak futbola da öyle aşık olduk.” Formanın, armanın peşinde koşmanın bir bedeli var bu hayatta. Bunun sezonluk bedeli ise kombine fiyatlarında gizli...
“Deplasmana gelen taraftarlarımız harika ama onların hepsi Old Trafford’a giremiyor. Bu tribünlerde oturanların sahada ne olup bittiğinden haberdar olduklarını sanmıyorum. Takımın arkasında olmaları, destek vermeleri lazım. Ben deplasmana giden ‘hardcore’ taraftarları seviyorum. Kendi evimizdeki taraftar bir elinde bir içecek diğerinde karidesli sandviç bizi seyrediyor. Futboldan anladıklarını bile sanmıyorum.”
Bu çığlığın üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçti. Manchester United kaptanı Roy Keane, Şampiyonlar Ligi’nde 1-0 kazandıkları Dinamo Kiev maçının ardından BBC mikrofonlarına işte bu sözlerle isyan ediyordu. 90’larda futbol endüstrisinin en büyük bacasına sahip Manchester United bir taraftan Premier Lig’i domine ederken diğer taraftan değişen, başkalaşan tribünlerin sancısını yaşıyordu. Taraftardan seyirciye geçişin sancısı... Roy Keane’in karidesli sandviçi bugün tüm dünyada değişen tribünleri tarif etmek için kullanılan bir metafor...
Holiganizm ve stadyumdaki kazalardan çok çeken İngilizlerin ayakta maç seyretmeyi yasaklama hamlesi, “Terrace” kültürünün de öldüğü gündü. Stadyuma gelen taraftar artık koltuğunda oturacaktı, omuz omuza maç izleyemeyecekti. “Efendi efendi” maç izlemek isteyenler her hafta bilet kuyruğunda bekleyemezdi elbette. Sezonluk kombineler futbol seyircisine konfor sağlarken, güvenliği sağlayan birimler için de basit bir fişleme imkanı veriyordu. Tribün kültürlerini İngiliz ve İtalyanların karışımından alan İspanyollar da bu rüzgara katıldı. Kimse artık ayakta taraftar istemiyordu. Santiago Bernabeu’nun kale arkası tribünlerinde gol atıldığında tellere tırmanan, pogo yapan Madridli gençler tecrit edildi.
KOMBİNE MODASI
SARACOĞLU’NDA BAŞLADI
90’ların ortasına kadar yarı yarıya tribünler üzerine taraftar kültürünü inşa eden bizim futbolumuzda üç büyükler önce numaralı sonra da kapalı tribünler için sezonluk kombine uygulamasına geçtiler. Derbilerde yarı yarıya paylaşılan tribünler artık tarih olmuştu. Deplasmana gelecek olan taraftar sayısını Emniyet belirliyordu. İnönü Stadı’nın kapalı tribününü kapmak için geceden kapının önünde yatan, rakip taraftarı Dolmabahçe’den aşağı geçirmemek için türlü planlar yapan, maçlara sırtlarında semtlerin adının yazdığı pankartlarla gelenler için kombine kart, gavur icadıydı! Tribün dediğin yerde oturacağın yeri sen seçer, yeri gelir bileğinin hakkıyla alırdın! İstanbul tribünleri loca ve VIP tribünlerle çok sonra tanıştı. Fenerbahçe’nin Şükrü Saracoğlu Stadı’nı yıkıp yeniden yaptıktan sonra inşa ettiği localar, 1907 Derneği’ne Numaralı olarak bilinen tribünde ayrılan geniş bölüm, rahat sinema koltukları ve mini ekran televizyonlar, hafta sonu keyif yaşamak isteyenlerin emrine amadeydi artık. Değişen tribünler gelir seviyesi düşük taraftarı dünyanın her stadında olduğu gibi kale arkasına taşıdı. Gün geldi, kale arkası tribünler için de kulüpler kombine satışına başlamak zorunda kaldı. Değişim kaçınılmazdı, yaşanması farzdı. Hagi’den Anelka’ya, Ortega’dan Quaresma’ya, dünya yıldızlarını izlemenin bir bedeli vardı. Peki Türkiye’de bu büyülü dünyaya, taraftarın diliyle mabede girişi bir sezonluğuna garanti altına almanın maliyeti nedir? Avrupa’nın büyük ligleriyle karşılaştırdığımızda hangi sonuca varırız?
Devamı CNBC-e Business’ın Ekim sayısında... |