|
Sanki sufiliğin dilini, girişimcilikten ve yöneticilikten yana bir dille birleştiriyor. 20 yılda dünyanın en büyük halı üreticisi oldu. Milyar dolar ciroya ulaştı. Hâlâ çözülmesi zor bir denklem gibi. Ve hızla fenomene dönüşüyor.
Yazı:Burak Mavi
Fotoğraf:Dinçer Dinç
İbrahim Erdemoğlu, yaşadığı açlığa, yoksulluğa ve küçükken okul harçlığını çıkarmak için sokaklarda satıcılık yapma tecrübesine çok değer veriyor; bir girişimci olarak başarı kazanmak için ihtiyaç duyduğu azmi buradan aldığını söylüyor. Sekiz yaşından beri çalışıyor. 20 yıl önce bir karar verdi. Babasını ikna edip kilim tezgahlarını sattırdı ve yerlerine halı dokuyan makineler kurdu. 20 yıl sonra bugün Gaziantep, İzmir ve Rusya’da 5 bin 600 insan çalıştırıyor ve geçenlerde Mısırlı Oriental Weavers’ı yerinden edip, makine halısında dünyanın en büyük üreticisi konumuna yükseldi. Gaziantep’e dünyanın en büyük halı fabrikasını açtı. İki yıl önce Rostov’da Rusya’nın en büyük halı fabrikasını kurdu. Şimdi Çin’de yeni bir fabrika kurmaya hevesleniyor. Rusya’da IKEA, Amerika’da Wall Mart için üretim yapıyor. Merinos, Dinarsu ve Padişah markalarıyla Türkiye’de halı pazarının yüzde 50’sine sahip. Cirosunu 20 yılda 400 kat artırarak geçen yılı 757 milyon dolarla kapattı. Bu yılı 1.6 milyar lira ciro ile kapatacağını tahmin ediyor.
Gayet açık olan soru şu: Parlak ve yorulmak bilmez girişimcilerin diyarından, Adıyaman Besni’den çıkan biri, pazarı nasıl bu kadar kusursuz okuyabiliyor? Yetenek mi? Belki de. Cevabı Erdemoğlu’nun kendini keşfinde saklı.
Statüden Arınmak
Birkaç ömürlük servet edinebilmiş girişimciler için asıl mesele, yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya düşünmek. Yıllardır girişimcilik faaliyetinin büyük kısmı, ekonomik kaygılardan arınmışların isteklerine odaklanıyor. Oysa gelir piramidinin alt basamaklarındaki milyonlarca insanın talepleri, tam aksi yönde duruyor.
Soru basit: Girişimcileri milyonlarca insanın taleplerini doğru şekilde anlamaktan alıkoyan, gerçek sebep ne? Erdemoğlu’na göre, çoğunluğun ihtiyaçlarına odaklanmak isteyen bir girişimcinin, öncelikle statüsünün getirdiği yanlış fikirlerden arınması gerekiyor: “Çünkü insanlar genelde kendi zevkine ve yaşam standartlarına göre iş yaparlar. Servete kavuşanların çoğu dünyalarını daraltır. Belirli semtlerde oturur, belirli kişilerle sohbet eder, statüleri için uygun gördükleri bir gruba dahil olurlar. Aldıkları kararlar da dar bir çerçeveye mahkumdur.”
Erdemoğlu’nun farkı burada. Müslüman dindarlığı pahalı arabaların keyfiyle birleştiren Anadolu kaplanlarından değil. Derviş gibi yaşıyor. Statüden arınmışlığın avantajını sonuna kadar kullanıyor ve oyunun kurallarını değiştiren konseptler ve yenilikler ortaya koyabiliyor. Bursa Orhangazi’de eski bir PTT emekçisi ve bekçiyle okey oynayabiliyor, İstanbul’un kenar mahallelerinde cirit atıyor. Tüketicilerin zevklerine ve tercihlerine dair öğrendiklerini de rakiplerine meydan okumak yönünde kullanıyor.
Mutlak gücünün yegane simgesi
Milyonların taleplerini doğru anlamak iyi bir başlangıç olabilir ama tek başına yeterli değil. Girişimcilerin, fikirlerini büyüyebilen gerçek işlere dönüştürmesine yardımcı olan şey, sadece vizyon ya da yetenek değil, sürekli işbirliği ve sistematik ilişki ağları.
Erdemoğlu Holding’in birçok rakibi ticari pazarda son derece cılız ilişki ağlarına sahip ve elbette bu, onlar için daimi bir köstek oluşturuyor. Kazanan tarafta ise 200 kadar mağazayı ve 7 binin üzerinde satış noktasını yöneten 40 kadar toptancı bayii var. İçlerinden bazıları 20 yıldır Erdemoğlu Holding’in başarısına hizmet ediyor. Sadakatlerine karşılık, aidiyet bağlarını pekiştiren, paylaşımcı ve adilane bir tavır görüyorlar. Merinos Pazarlama ve Satış Koordinatörü Ömer Bakar, “Ekonomik kriz dönemiydi. Toptancı bayilerimizden biri finansman sıkıntısına girdiğinden, ödemesiyle ilgili 15 günlük ek süre vermiştik. Sonra diğer 39 bayimizi de tek tek arayıp, durumu anlattık ve ihtiyacı olsun olmasın her birine aynı kolaylığı gösterdik” diyor.
Yine de eksik kalan bir parça var. Hanedanlığın mutlak gücünün yegane simgesi: İşçiler. Erdemoğlu’nun ticari macerasının en dokunaklı kısmı burası. Çok mu abartılı geliyor kulağa? Belki de değil. İşte sebebi: “2002 yılıydı. Gaziantep’in üst gelir grubuna yönelik bir konut sitesi inşa ediliyordu. Bizim de almamız için çok ısrar edilmişti. Dört kardeş almaya niyetlendik. Evliliğimin üzerinden 12 yıl geçmişti, 120 metrekarelik bir evde yaşıyordum. Ve şimdi 600 metrekarelik örnek bir villayı geziyordum. Salonu oturduğum ev kadardı, mutfağı da evimin salonu kadar…”
Kafası karışmış, sorular sormuş kendine İbrahim Erdemoğlu: “Ben burada oturmayı hak edecek ne yaptım? Bir tek benim mi bu başarı? ” Müdürünü, Erdoğan Şeker’i aramış hemen, “Bir konut projem var, bana yarın hatırlat.”

Devamı CNBC-e Business Kasım 2011 sayısında... |