Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

AB büyüsü bozulmamalı

Yabancılar iş aleminin envanterini birinci elden görmek için banka alıyor.
Diğer sektörlere sıra daha sonra gelecek...

Mahfi Eğilmez
 

1998’deki küresel finans krizinden sonra her şey batacak diye beklenirken şaşırtıcı biçimde dünya genelinde yükselen bir ekonomik konjonktür egemen oldu. Likidite fazlasının giderek artmasıyla, özellikle yeni yükselen pazar ekonomilerine yönelik doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları hız kazandı. Bu çıkış eğilimi, likiditede daralma başladığına ilişkin iddialara karşın halen devam ediyor.

Yatırımcılar bu trendin devam edip etmeyeceğini anlayabilmek için sürekli olarak ABD ekonomisindeki gelişmeleri gözlüyor, çünkü dünya ekonomisinin dörtte birini oluşturan ABD ekonomisindeki gelişmeler, onlar açısından çoğu zaman kendi ülkelerinin ekonomik durumundan daha fazla önem taşıyor. Son yıllarda G7 kararlarından da İMF raporlarından da daha önemli hale gelen ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz kararları, yatırımcıların en fazla ilgilendiği gösterge niteliğine ulaştı. Ekonomik verilerin bozulmasına paralel olarak sürekli faiz artırımı kararı alan FED’in son toplantısında faizi artırmaması ve FED Başkanı Bernanke’nin faiz artırımlarının sonuna gelinmiş olunabileceğine ilişkin bir imada bulunması, konjonktürün terse döndüğünü düşünmeye başlayan yatırımcılar nezdinde yeniden olumlu bir hava esmesine yol açtı. Buna karşılık ABD ekonomisinde çoğu mevsimsellikten kaynaklanan marjinal birtakım gösterge düzelmeleri dışında ciddi bir düzelmenin işaretleri henüz görülmüyor. ABD, gayrısafi yurtiçi hasılasının yüzde 7’si dolayında cari açık ve yüzde 3.5’i dolayında bütçe açığı vermeye devam ediyor. Özellikle bütçe açığınının denetlenemez olması ABD’de enflasyon üzerinde önemli bir itici güç yaratıyor. Ekonomiyi yönetenler, son yıllarda, ekonomide beklentilerin sanılandan daha etkili olduğunu keşfetti. Beklentileri olumlu yönde tutacak davranışlar ve yönetim uygulamaları sergileyerek ekonomiyi yönlendirmeyi başarıyorlar. Siyasetçilerin bu tavır içinde olması çok fazla yadırganacak bir şey değil. İnsanlar siyasetçileri belirli bir çerçeveye oturtuyor, yaklaşımlarını ve uygulamalarını o çerçeve içinde belirli bir iskontoya tabi tutarak değerlendiriyor. Buna karşılık kurumları yöneten teknisyenlerin bu alanda adım atarken siyasetçiler kadar rahat olmaları pek doğru değil. Bernanke’ye yönelik en ciddi eleştirilerden biri de bu. Faiz artırımına ara verilmesini eleştirenler, FED’in ortada böyle bir durum olmadığı halde iyimserlik aşılamak için bu yola başvurduğunu öne sürüyor. Onlara göre FED, bu tavrıyla, dünya ekonomisinin yumuşak iniş yapmasını engelliyor ve inişin daha sert olmasının kapısını aralamış oluyor.

TÜRKİYE’YE YABANCI SERMAYE İLACI
Türkiye, dünya konjonktüründeki bu uzunca çıkıştan en çok yararlanan ülkelerden biri oldu. Bu döneme, 2001 Şubat’ında yaşadığı büyük ekonomik krizden sonra giren Türkiye, krizden bu yana geçen beş yıllık sürede tarihinin en uzun büyüme dönemlerinden birini yaşıyor. Bu yılın mayıs ayından başlayarak, dünya genelinde yaşanan beklentinin bozulmasının etkisiyle kur bazlı bir sıkıntıyla karşılaşmasına karşılık, kısa süre içinde yeniden toparlanma sürecine girdi. Türkiye’nin yaşadığı yükselen konjonktürde yabancı sermaye yatırımlarının da önemli payı var. 1980 ile 2002 arasında Türkiye’ye fiilen giren doğrudan yabancı sermaye yatırımı 18 milyar dolar dolayındaydı. 2002 yılından bu yana gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımı ise 18.5 milyar doları aştı. Bu yatırımların büyük çoğunluğu AB üyesi ülkelerin firmalarına ait. Bunda Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamış olmasının büyük etkisi var. Bir anlamda AB büyüsünün etkisi altında Türkiye’ye yabancı sermaye yatırımı yağmaya başladı. Yıllar yılı dış borçlanmayla finansman yaratmaya çalışan Türkiye, son yıllarda finansman kaynağını doğrudan yabancı sermayeye çevirmek suretiyle uzakdoğu ülkelerinin yıllardır izlediği yola girmiş oldu. Hiç kuşkusuz bu, portföy yatırımlarıyla ya da piyasa deyimiyle sıcak parayla, finansmana göre çok daha sağlam bir yol. Türkiye’nin yabancı sermaye yatırımlarını çekmeye başlamasında dönüm noktası hiç kuşkusuz AB ile tam üyelik sürecine girilmiş olması. Bu süreç kesintisiz devam ettiği sürece Türkiye’ye AB’den yabancı sermaye gelmeye devam edecek. Kuşkusuz AB üyelik süreci ve yabancı sermaye akımı ilişkisi, Türkiye açısından “bundan böyle bu sürece zarar verecek tavırlardan uzak durmak” biçiminde ciddi bir sorumluluğun da doğmasına neden oluyor. Unutmamak gerekir ki cari açığımız tarihimizin en yüksek düzeyinde. Ve bu açığı finanse edecek yabancı kaynağı bulamadığımız zaman ekonomimiz ciddi açmazlar içine girebilir. Türkiye açısından çıkışa neden olan AB büyüsü bozulursa kazanımlar birden uçup gidebilir.
Dünya konjonktürü, petrol fiyatlarındaki inanılması güç artışlara, ortadoğuda yaşanan savaş ortamına, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin ekonomik verilerinin bozukluğuna karşın çıkış eğilimini sürdürüyor. Türkiye de özellikle AB ile müzakere süreci içinde olmasının verdiği destekle bu çıkıştan pay almaya devam ediyor. Bu ikisinde büyük çaplı bir sapma olmadığı sürece yatırım ortamı Türkiye açısından olumlu görünüyor. Yabancı yatırımcıların yer kapmaya uğraştığı Türkiye’de yerli yatırımcıların hâlâ girebilecekleri alanlar var. Bu, tıpkı gelişeceği belli olan bir bölgede arazi satın almaya benziyor. Bugün çok yüksek görünen fiyatlara satılan firmalar ya da paylar, birkaç gün sonra ucuza satılmış gibi duruyor.

YABANCININ GARANTİ YATIRIMI BANKACILIK
Ama asıl olan eldekini değerlendirmeyi ertelemek değil, ileride değeri artacak yeni yatırım alanları bulup oralara yatırımlar yapabilmek. Yabancılar ilk anda mali durumunu ve potansiyelini en kolay görebildikleri alan olan bankacılığa giriyor. Bankalara ortak olmaları onlara birçok avantajın yanı sıra iş aleminin envanterini birinci elden görüp, ona göre ileride nereye yatırım yapmaları gerektiğini değerlendirme avantajı da sağlıyor. Buradaki gözlemleri derinleştikçe öteki alanlara yatırım yapacaklar. Yerli yatırımcılar yıllardır ellerinde bulunan bu avantajı artık daha hızlı değerlendirmeli. Her ne kadar ortada AB büyüsünün bozulması riski bulunsa da yerli yatırımcılar, en az AB’li yatırımcılar kadar ellerini taşın altına sokmalı. Risk almadan kâr edilmez.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report