AKP, seçimden büyük bir başarıyla çıktı. Bunun altında yatan nedenleri siyasal ve ekonomik nedenler olarak başlıca iki başlıkta toplayabileceğimizi düşünüyorum. Her ikisini de kendi içinde iç ve dış ilişkiler olarak yeniden ikiye ayırabiliriz. İç siyasette AKP’nin son derecede akıllıca bir yaklaşımla ülkenin tümünü elden geldiğince kucaklamaya uğraştığını gördük. Öteki partiler vatandaşlar arasında bölgesel ve etnik farklılıkları körüklerken AKP herkesi kucaklayacak bir yaklaşım sergiledi. Dış siyasette ise bazı iniş çıkışlar olsa bile AB ile gelinen nokta zaten başlı başına bir başarı olarak ortada. Ekonomide ortaya çıkan başarı geçmişle karşılaştırılamayacak kadar parlak. 21 çeyrektir yaşanan yüksek büyüme ve enflasyonda sağlanan düşüş, başlı başına yeterli olaylar. AKP, 4.5 yıllık iktidarı süresinde yüzde 7.5 yıllık büyüme sağlayarak kişi başına milli geliri 2 bin 600 dolardan 5 bin 500 dolara çıkarmayı başardı. Bir yandan da enflasyonu yüzde 30’dan yüzde 8.6’ya gerileterek satın alma gücünün erimesini yavaşlattı. Bu iki önemli adım, refah artışına yol açarak insanların desteğini sağladı.
EKONOMİDE ARTILAR VE EKSİLER
Ağustos ayına girerken ekonomide artıları ve eksileri sıralayalım. Ekonomik büyümenin uzun bir süredir yüksek bir ortalamayla sürdürülmesi önemli bir artı. Buna karşılık bu büyümenin çok yüksek bir cari açıkla sağlanmış olması eksi. Yüksek cari açığın finanse edilebilmiş olması artı. Buna karşılık bu finansmanın önemli bir bölümünün dünyanın en yüksek reel faiziyle finanse edilmesi eksi. Kamu maliyesinde disiplin sağlanmış olması artı ama bu disiplinin seçim ekonomisiyle bir miktar da olsa yitirilmesi eksi. Enflasyon düşürülmesi önemli bir artı. Buna karşılık bu düşüşün önemli ölçüde kur sabitleşmesi ile ortaya çıkması eksi. Bunları böylece sıralayıp gidebiliriz. Amacımız bir envanter çıkarmak değil. Yalnızca bundan böyle neler yapılması gerektiğinin altını çizebilmek. Çünkü her artının içinde ya da yanında bir eksisi var. Dolayısıyla bundan sonraki bölümde geçmişte yapılanların aynısını yapmak yeterli olmayacak.
Türkiye’nin geçmiş dönemde elde ettiği kesintisiz yüksek büyümeyi gelecek dönemde sürdürmesi o kadar kolay değil. Çünkü bu yüksek büyümenin altında yüksek oranlı bir cari açık yatıyor. Büyüme önemli ölçüde sermaye malı, ara malı ve hammadde ithalatına dayanıyor. Bundan sonraki dönemde dış finansmanın bu kadar kolaylıkla ve yüksek miktarda sağlanması mümkün olmayabilir. Ben, uzun süredir kesintisiz süren dünya ekonomik konjonktüründe önümüzdeki dönemde bir düzeltme olmasını bekliyorum. Hisse senetlerinin değeri, gayrimenkullerin değeri, hep şişmiş görünüyor. Dünyada bir düzeltme yaşanacak olursa bu ithalata olanak sağlayan böyle bir dış finansman azalır ve o zaman da büyüme durabilir.
NELER YAPILMALI?
Şunu teslim etmek gerekir ki bu iktidar ekonomide geçmiş hükümetlerin hepsinden daha başarılı oldu. Öyleyse mevcut uygulamayı sürdürmek ve bu uygulamaları daha da ileri götürmek için neler yapılabilir ona bakmak gerek.
Bu yıl uygulanan seçim ekonomisinin hasarları saptanmalı ve bunları gidermek için ne gerekiyorsa derhal yapılmalı, diye düşünüyorum. Bunu tıpkı bir akşam arkadaş toplantısında dayanamayıp diyetini bozan kişinin ertesi gün diyeti daha sıkı uygulayarak o akşamın hasarını kalıcı etki yaratmadan gidermesine benzetebiliriz. Bu yapılabilirse 2007 bütçesi normal seyrine oturtulabilir ve bütçe açığı çok büyümeyebilir.
Türkiye, artık hiç zaman geçirmeden sosyal güvenlik reformunu tamamlamalı. Bu reform yapılamazsa kamu mali disiplinini sürdürme imkanı kalmayacak. Dolaylı vergilere dayanan vergi sistemi, dolaysız vergilere ağırlık verecek ve basitleştirilecek biçimde yeniden ele alınmalı. Kayıt dışı ekonominin kayda alınması çalışmaları kurala bağlanmalı ve bağlayıcı kılınmalı. İşsizliğin artmasına neden olacağı gerekçesi de dahil olmak üzere artık kayıt dışı ekonomiyi özendiren ya da en azından görmezden gelen yaklaşımlardan vazgeçilmeli.
TCMB’nın bağımsız konumu korunmalı ve bu kurum üzerinde tartışma yaratılmamalı. Merkez Bankası, faiz oranlarını enflasyonla paralel olarak belirleme yöntemine devam etmeli, hiçbir baskıdan etkilenmemeli. Merkez Bankası’nın tek amacı TL’nin değerini korumak olmaya devam etmeli.
Son bir kaç yıldır Türkiye, sermaye hareketlerinin serbestliğinin sağladığı imkanları sonuna dek kullanıyor ve doğrudan yabancı sermaye girişinde rekor kırıyor. O nedenle sermaye hareketlerinin serbestliğini engelleyecek adımlardan ve açıklamalardan kaçınmak gerekiyor.
Önümüzdeki dönem bir yandan da artık makro düzenlemelerden mikro düzenlemelere geçilecek bir dönem olacak. Çünkü artık ihracat ve turizm gibi döviz kazandırıcı sektörlerde verimlilikten öteye giderek bazı atılımlar yapılması gerekiyor. Bu atılımlar sektörel bazda, hatta işletme bazında olacak. Bunların yapılması Türkiye’nin cari açık üreten büyüme modelini değiştirmek için şart.
Türkiye’nin yeni dönemde AB ile ilişkilerini, geçmiş 3 – 4 yılda olduğundan bile daha olumlu götürmesi gerekiyor. Yabancı sermaye girişi için bu şart. Cari açığımızı düşürecek adımlar atsak bile doğrudan yabancı sermayeyi çekmeye çalışmamız gerekiyor. Öte yandan IMF ile ilişkilerde duygusal davranmamak da gerekli. IMF konusunda kamuoyunun kafası karışık olsa da işin doğrusu programı birlikte sürdürmek. Çünkü bu program zor bir program ve özellikle yapısal reformlar tamamlanana kadar IMF’nin desteğine her an ihtiyaç duyulabilir.
SON BİR SAPTAMA
AKP, seçimi büyük çoğunlukla kazanmış olmasına karşın birkaç ay öncesine göre daha ılımlı ve uzlaşmacı mesajlar vermeye başladı. Bunun cumhurbaşkanlığı seçiminde de devam etmesi halinde ekonominin daha da iyiye gideceğini, çünkü en azından gerekli dönüşüm yapılana kadar ihtiyacımız olan yabancı sermayenin artarak gelmeye devam edeceğine inanıyorum. Bu arada gerekli dönüşümü yapar ve cari açığımızı düşürebilirsek ondan sonra oluşacak bir dünya konjonktürü değişiminden daha az etkileniriz.
|