Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Dışarıda piyasalar içeride siyaset

Türkiye, eğer dünyada tersine dönme olasılığı giderek artan konjonktürden ciddi bir darbe yemek istemiyorsa siyasette mutlaka yumuşama sağlamak zorunda. Aksi takdirde bu gerginlik bizi dışarıdan gelecek darbenin kat kat ağır yansımasıyla karşı karşıya bırakabilir.

Mahfi Eğilmez
 

Ağustos ayı boyunca piyasaya ilişkin yurt dışından haberlerle dalgalanan ekonomimiz, içerden de siyasetin etkisinde yön bulmaya çalıştı. Dış dünyadan gelen haberler sürekli bir tatsızlığı, bir rahatsızlığı yansıtıyor. Ama kimse bu tatsızlığın ya da rahatsızlığın ne olduğunu tam olarak tanımlayamıyor. IMF’nin bir süre önce “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunu revize ederken yaptığı açıklamalarda dünya ekonomisindeki en önemli riskin kredi disiplini ve kalitesindeki düşüş olduğu ve bu gelişimin giderek başka alanlardaki riskleri de arttırdığı yolundaki uyarıları, giderek yerli yerine oturuyor. Dünyanın her köşesinden, gelişmiş olsun olmasın her ekonomiden kredi risklerinin büyüdüğüne ilişkin haberler geliyor. ABD’de yaşanan subprime mortgage krizinden sonra hedge fonların da benzer sıkıntılara girmesi ve bu sıkıntıların Avrupa’ya yansıması sonucu olay büyümeye başladı ve merkez bankaları devreye girerek piyasaya likidite vermeye başladılar. Hani bir Çin atasözü vardır ya, “para tüm ayıpları örter” diye... İşte, aşağı yukarı o noktada olduğumuz anlaşılıyor. Bakalım para ayıpları örtebilecek mi?
Yaklaşık bir yıldır sürekli olarak dış kaynaklı ve orta çaplı dalgalanmalara hazırlıklı olmamız gerekliliğini vurgulayıp duruyoruz. Ve diyoruz ki iç sistemi güçlü tutmayı becerebilirsek dış dalgaların etkisinin büyüteç etkisiyle katlanarak gelmesini engelleyebiliriz. Ne çare ki bunlar söylendiği kadar kolay uygulanabilen şeyler değil.

İÇ SİYASET EKONOMİK DENGEYE DAMGASINI VURACAK
Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanmasının hemen ardından piyasalarda dalgalanmalar yaşandı. İMKB endeksi düştü, dolar ve euro yukarı fırladı. Ne var ki, aynı gün dış piyasalarda da dalgalanmalar yaşanmıştı. Dolayısıyla etkinin ne kadarının dış piyasalardaki dalgalanmalardan ne kadarının iç siyasette başlayan gerginlikten kaynaklandığını anlayamadık. Buna karşılık ana muhalefet partisinin Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra cumhurbaşkanı ile aynı mekânda bulunmayı gerektiren resmi davetlere, kutlamalara katılmayacağını açıklaması sanırım başlı başına bir kriz. Yani ana muhalefet partisi Gül’e diyor ki “Siz bizim cumhurbaşkanımız değilsiniz.” Bu Türkiye Cumhuriyeti’nde şimdiye dek görülmemiş bir tavırdır ve gerginliğin asla yumuşamayacağını, Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresince devam edeceğini gösteriyor. Böyle bir durumda cumhurbaşkanının işi kolay değildir. Bu yaklaşım cumhurbaşkanını tuhaf bir biçimde partisinin cumhurbaşkanı gibi bir konuma düşürür. Yanlış anlaşılmasın, ben bunu kimsenin konumunu belirlemek ya da kimseyi eleştirmek için söylemiyorum. Bu aşamada söylemek istediğim tek şey Türkiye’de gelecek genel seçimlere kadar inanılmaz boyutta bir gerginliğin yaşanacağıdır. İşte bu gerginlik Türkiye’nin geleceğine damga vuracak.

DÜNYA KONJONKTÜRÜ DÖNDÜĞÜ ANDA OLAY CİDDİLEŞİR
Türkiye, bugüne kadar dünyadaki çıkış konjonktüründen ve onun yarattığı likidite bolluğundan yararlandı. Tarihimizin hiçbir döneminde görmediğimiz büyüklükte doğrudan yabancı sermaye çekmeyi başardık, hiçbir dönemde olmadığı kadar borçlanmayı becerebildik. Hatta bana sorarsanız sırf maliyeti içeriden borçlanmaktan ucuz olduğu için ihtiyacımızın çok üstünde dış borçlanma yaptık. Kasdettiğim kamu kesimi değil özel kesim borçlanması. Dış dünyadan gelen haberler dünya konjonktüründe bir dönüş eğiliminin fazla uzak olmayan bir gelecekte gerçekleşebileceğini anlatıyor bize. Bunun mutlaka olması gerekmez. Ya da kısa bir aşağı dönüşten sonra konjonktür yeniden yukarı dönebilir. Ne var ki göstergeler aşağı dönüşün kalıcı olması olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. İşte bu olay gerçekleştiğinde Türkiye birdenbire ciddi bir ekonomik sıkıntının içine yuvarlanabilir. Çünkü Türkiye böyle bir dönüşle, siyasal sorunların büyüdüğü ve dolayısıyla iç ekonomik sorunları artmaya başladığı bir anda karşılaşacak. AKP’nin cumhurbaşkanı adayı bu anlamda önemliydi. Başbakanın uzlaşma söylemleri o nedenle büyük destek görmüştü. Ne var ki bizim bilmediğimiz nedenlerle Abdullah Gül aday oldu. Bu yazıyı kaleme aldığım tarihte de cumhurbaşkanı seçilmesi neredeyse kesinleşmiş gibiydi. Askerlerin 30 Ağustos kutlamalarını karargaha alarak türbanlı eş sorununu çözmeyi deneyecekleri de çoktan basına yansımıştı. Böylece ana muhalefet partisinin Gül’e alenen olmasa da tavırlarıyla gösterdiği “siz bizim cumhurbaşkanımız değilsiniz” ifadesini askerler, Gül’ün eşine “siz bizim açımızdan first lady olamazsınız” gibi bir biçimde formüle etmiş oluyorlardı.

EKONOMİDE NASIL BİR YÖNETİM?
Yani özetle, bu yazı yazıldığında yeni cumhurbaşkanı olması neredeyse kesin olan Gül, toplumun bir kesimince kabul görmezken eşi de kabul görmeme krizinden nasibini aldı. Kuşkusuz bu yaklaşımın devam etmesi – ki edeceği anlaşılıyor- Türkiye’de gerginliğin ve kriz olasılığının hep gündemde olmasına yol açacak.
Ben AKP’nin seçimi, başarılı ekonomi yönetimiyle kazandığını ilk iddia edenlerden birisiyim. Sonradan açıklanan anketler ve çeşitli yorumlar haklı olduğumu ortaya çıkardı. Gerçekten de AKP’nin karnesi geçmiş hiçbir hükümetle karşılaştırılamayacak kadar başarılı. Bu başarı seçimdeki yüksek oy oranını getirdi. Genellikle batıda bu tür başarılardan sonra o alanlardaki yaklaşımların devam etmesi sağlanır. Bizde ise bugüne kadar tersi daha çok olmuştur. Yani hemen bir değişiklik emaresi ortaya çıkar. Bence AKP’nin ekonomi yönetiminde geçmiş 5 yılda ne yapmışsa aynen devam etmesi gerekiyor. AKP’nin bu başarısı, anti popülist uygulamalar izlemesinden kaynaklanıyordu. Bu yaklaşımın aynen korunması gerekiyor.

SİYASETTE YUMUŞAMA ŞART
Nasıl başarılabileceğini, ya da bu saatten sonra başarılıp başarılamayacağını bilmiyorum ama Türkiye eğer dünyada tersine dönme olasılığı giderek artan konjonktürden ciddi bir darbe yemek istemiyorsa siyasette mutlaka yumuşama sağlamak zorunda. Aksi takdirde bu gerginlik bizi dışarıdan gelecek darbenin kat kat ağır yansımasıyla karşı karşıya bırakabilir. Hatta bırakın dışarıyı, doğrudan içeriden kaynaklanan bir çöküntüye itebilir. Ağustos’un ikinci yarısına girerken dış dünyada başlayan orta çaplı bir krizin bizdeki yansımalarının büyüklüğü bu yargımızı haklı gösteriyor.
Ekonomi her şey demek değil doğal olarak. Bazen çok geri planlara bile düşebilir. Ama seçimi ekonomik başarıyla kazanmış bir siyasal parti için ekonomi çok şey demektir.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report