Hem dışarıda hem de içeride siyasal ve ekonomik açıdan birçok olayın bir arada yaşandığı bir ayı geride bıraktık. Genellikle yaz aylarının alıştığımız hareketsizliğine tümüyle aykırı bir Haziran ayıydı bu. Dünyada euro’nun dolara karşı değer kaybettiği, sonra biraz toparlandığı bir dönemden geçtik. ABD’nin ekonomik verileri olumlu bir gelecek vaat etmese de Yunanistan etkisiyle Euro Bölgesi’nde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle dolar yeniden biraz güçlendi. Türkiye’de genel seçimleri geride bıraktık. Ardından açıklanan iki olumlu veriye (sıfıra çok yaklaşan bütçe açığı ve düşen işsizlik oranı) karşın cari açıktaki yükselme can sıkıcı bir tablo yarattı. Hem dışarıdaki gelişmeler hem de bu gelişme, seçimlerden siyasal istikrar çıkmış olmasına karşın ekonomide dalgalanmalara yol açtı.
12 Haziran seçimlerinden siyasal iktidar güçlenerek çıktı. Üç seçimi üst üste kazanmak hem de oy oranını sürekli yükselterek kazanmak hem siyasal istikrarın süreceği hem de ertelenmiş bazı ekonomik kararların artık kolaylıkla alınabileceği biçiminde yorumlandı. Pek çok yorumcu seçim sonuçları konusunda birçok yorum yaptılar. Ben, ekonomik büyümenin seçimlerdeki başarı ya da başarısızlıkla yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Yukarıdaki grafikte mavi çizgi AK Parti’nin 2002 genel, 2004 yerel, 2007 genel, 2009 yerel ve 2011 genel seçimlerinde aldığı oy oranlarını gösteriyor. Kırmızı çizgi ise söz konusu seçimlerden önceki dört çeyreğin büyüme oranı ortalamasını gösteriyor. Çok açık bir biçimde görünüyor ki büyüme oranlarıyla iktidar partisinin oy oranları arasında yakın ve düz yönlü bir ilişki bulunuyor.
Bu grafik bize iktidarda bulunan partinin ne pahasına olursa olsun büyüme politikası izlemesinin akıllıca bir politika olduğunu anlatıyor.
Atina Faktörü ve Önlemler
Şaka yollu batma senaryoları yazılırken, Yunanistan şimdi gerçekten de battı. Klasik sözdür: Ülkeler batmaz. Doğru ama batsalardı Yunanistan gibi olurlardı. Yunanistan’ın kredi notu S&P tarafından CCC’ye indirildi. Bir basamak daha indirilirse D’ye inecek. D, default yani temerrüt halidir.Yunanistan’ı batmaktan kurtarmak için planlar hazırlanıyor, bundan sonra da yeni planlar hazırlanacak ve devreye sokulacak kuşkusuz. Ama Yunanistan’ın bu durumdan çıkması çok uzun sürecek gibi görünüyor. Yunanistan’ın durumu bizi iki şekilde etkiliyor:
1) Euro dolar paritesi ve bütün öteki döviz pariteleri etkileniyor. Doğal olarak TL’nin değeri de etki altında kalıyor ve dalgalanıyor.
2) Öncelikle bölgede yer alan ama sonuçta bütün sistemdeki gelişme yolundaki ülkelerden para çekiliyor. Yani bu ülkelere giren sıcak para ürktüğü için geldiği yere dönüyor.
Bu iki etkinin de şimdilik lehimizde çalıştığını söylememiz mümkün. Çünkü bizim yapamadığımız kur ayarlaması bu yolla yapılmış ve TL değer kaybetmiş oluyor. Bu açıdan bakıldığında cari açık önlemleri konusunda acele etmemek ve bu suların biraz durulmasını beklemek gerekebilir. Yani hükümetin seçimlerden sonra atacağı adımları, Yunanistan’ın durumunun etkileyeceğini söyleyebiliriz.
---
İki Yıl Soğut Sonra Yine Isıt
Seçim öncesinde hemen herkes ekonominin aşırı ısınmış olduğundan ve cari açığın çok artmış olduğundan söz ediyordu. Bu şikayetlere aslında hükümet üyeleri de katılıyor ve özellikle cari açık sorununu onlar da dile getiriyordu. Bu eğilim toplumda ister istemez seçim sonrasında önlemler alınacağı izlenimi yaratmıştı. Bütün mesele bu önlemlerin para politikası araçlarıyla mı sınırlı kalacağı yoksa bu kez maliye politikası araçlarının da mı devreye sokulacağında düğümleniyordu. Yukarıdaki, grafiğe bir kez daha göz atarsak aslında oy desteğini yitirmek istemeyecek bir iktidar partisinin, büyümeyi düşürecek önlemlere sıcak bakmayacağını görebiliriz. Ancak şimdi iktidarın önünde dört yıllık yeni bir süre var. Yani AK Parti, bu iktidarının ilk bir-iki yılında ekonominin soğumasından ve sonraki dönemde yeniden ısınmasından rahatsız olmayacaktır. Bu durumda, soğumaya dönük önlemler alınmasını beklemenin doğru olacağını düşünüyorum.
Kalkınmayı başardık, ‘bakanlığı’na gerek yok
Başbakan, ekonomiyle ilgili yeni bakanlık yapılanmasını şöyle özetledi: Hazine, ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcısına bağlı olmaya devam edecek. Merkez Bankası ve bağımsız kurullar da başbakan yardımcısı aracılığıyla hükümetle ilişkilendirilecek. Dış Ticaret Müsteşarlığı, Hazine’de bulunan Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü ile Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü de alınarak ekonomi bakanlığı adlı yeni bir bakanlık oluşturulacak. Devlet Planlama Teşkilatı, kalkınma bakanlığı adı altında bir bakanlık haline getirilecek. İç ticaret teşkilatı, Sanayi Bakanlığı’ndan ayrılarak ve Gümrük Müsteşarlığı ile bir araya getirilerek yeni bir bakanlık kurulacak. İtirazlarımı hemen sıralayayım:
getirilerek yeni bir bakanlık kurulacak. İtirazlarımı hemen sıralayayım:
1) Dış Ticaret, Teşvik ve Yabancı Sermaye dairelerinin bir araya gelmesiyle kurulacak bir bakanlığa ekonomi bakanlığı adı çok büyük gelir. Kaldı ki Teşvik ve Uygulama Dairesi burayla değil sanayi bakanlığı ile ilgilidir ve oraya bağlanması doğru olur.
2) Kişi başına gelirin 10 bin doları aşmasıyla övünürken Kalkınma Bakanlığı adı altında bir bakanlık kurmak yanlış olur.
3) İç ticaret teşkilatı ile gümrük teşkilatını bir araya getirmek doğru bir yaklaşım değil. Çünkü gümrük teşkilatının asıl ilgili olduğu birim dış ticaret teşkilatı. Bence hatalı bir yapı kurmaktansa, bundan vazgeçmek daha doğru.
---
Cari Açığa Karşı İthal İkamesi
Sokakta üç kişiye mikrofon uzatıp Türkiye’nin şu sıradaki en önemli ekonomik sorunu nedir diye sorsak ikisi cari açık der. Ve bunlardan birisi muhtemelen cari açığın ne olduğunu tam olarak bilmez. Cari açık iki görünümlü bir sorun olarak karşımızda duruyor. Sorun hem kısa vadeli hem de uzun vadeli bir sorun. Bu sorunu hastaneye getirilen kanamalı bir hastaya benzetebiliriz. Doktorun önce kanamayı durdurması şarttır. Aksi halde hasta kan kaybından ölebilir. Ondan sonra bu kanamaya yol açan hastalığın ne olduğunu teşhis edip hastalığı iyileştirmeye yarayacak tedaviye girişmesi gerekir. Cari açık da buna benziyor. Gözümüzün önünde her geçen gün büyüyen bir sorun olarak duruyor. Önce bu büyümeyi durdurmamız gerekiyor. Para ve maliye politikalarını bu yönde kullanmak gerek. Ama bir yandan da sürekli olarak büyüyen ve her potansiyel üstü büyümede yanı başında cari açık sorununu bulan bu ekonomide bu konuyu nasıl sorun olmaktan çıkarabileceğimizi de araştırmak gerek. Bu çerçevede benim ortaya attığım kısmi ithal ikamesi meselesi son günlerde gelip gündemin tepesine oturdu. İthal ikamesini bir bütün olarak uygulamak yanlıştır. Ama rakip ülkelerdeki üretime kısa sürede yetişecek ve içeride katma değer yaratılmasına (rekabet koşulları içinde kalmak şartıyla) katkıda bulunacak bazı sektörleri desteklemek gerekebilir. Ben bunu söylüyorum. Unutmamak gerekir ki gelişmiş ülkelerce konulmuş standartlara bire bir uyarak onlara yetişme imkânımız yok. Onlar şimdi uygulanmasına karşı çıktıkları bu politikaları uygulayarak buralara geldiler.
|