Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Değişen Türkiye

Türkiye, üyesi olmaya çalıştığı Avrupa’dan farklı bir yöne doğru hareketlenmiş görünüyor. Bu gidişe bakarak ya gittiğimiz yönün ya da bizi bu yöne götürenlerin yaptığının doğru olmadığı  söylenebilir. O halde ya gidilen yön değişecek ya da o yönde götüren iktidar.

Mahfi Eğilmez
 

1980’ler, Türkiye’nin ekonomiyle başlayan bir sistem değişikliğine girdiği yıllardı. 1950’lerde başlayan serbest piyasa ekonomisine geçiş çabası, 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle kesilmiş, 1970’lerde ikinci kez başlayan benzer bir deneme bu kez 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle kesintiye uğramıştı. Üçüncü deneme 1980’lerde başladı ve bu kez kesintisiz sürüyor. Üçüncü denemenin kesintiye uğramamasının birinci nedeni bu kez denemenin askerlerin gözetim ve denetimi altında yürütülmesiydi. İkinci nedeni ise serbest piyasanın ne olduğunun ilk kez doğru olarak algılanmış olmasıydı. İlk kez o zaman, Tahtakale piyasasının karaborsa değil, serbest piyasa olduğu anlaşıldı.
1980’lerin en önemli özelliği kapitalizmin ilk kez bu kadar yakınımıza kadar gelmiş olmasıydı. Bu yeni denemeyle birlikte askerin müdahalesi olasılığı giderek gündemden kalktı. İnsanlar eskiden korkudan oy veremedikleri siyasal oluşumlara daha rahat oy vermeye başladılar. Bu da değişimi hızlandırdı. Türkiye belki kapitalist olamadı ama kapitalist sistemi ilk kez benimsedi. Buna karşılık kapitalist sistemi kurabilmek büyük sanayici ve zenginlerin varlığını gerektiriyordu. Oysa Türkiye’de bunlardan daha çok esnaf vardı. O nedenle Türk tipi kapitalizm, bir çeşit esnaf kapitalizmine dönüştü.  
Türkiye’nin değişimindeki en önemli dönüm noktalarından biri 2001 yılında yaşanan büyük ekonomik krizdir. 2000 yılında Türkiye’nin GSMH’si 200 milyar dolardı. 2001 yılı sonunda ise 148 milyar dolar. Türkiye 2001 krizi sonucunda GSMH’sının dörtte birini kaybetti. On binlerce insan işsiz kaldı, 2000 yılında yüzde 6.5 olan işsizlik oranı 2002’de yüzde 10.3’e tırmandı, işini kaybetmeyenlerin ise geliri düştü. Ücretleri azalanlar işlerini de kaybetmemek için seslerini çıkaramadı, pek çok insan bankalara olan kredi borçlarını ödeyemedi, binlerce işyeri kapandı, insanlar korktular, sindiler, aç kaldılar. Ve sonuçta her şeye razı hale geldiler.
2001 krizi iki önemli sonuç yarattı: Birincisi, işini kaybeden insanların çoğu için para kazanmak en önemli değer halini aldı. Bu insanlar bunu geçmişte belki de hiç bu biçimde düşünmemişlerdi. İkincisi, krizin faturası geçmişin merkez sol ve merkez sağ iktidarlarına çıkarıldı.
Hiçbir konu tek bir değişkenle açıklanabilecek kadar basit değildir. Ama 2001 krizinin yarattığı sonuçlar AKP’ye iktidar yollarını açan en önemli değişkenlerden birisi gibi görünüyor. Bu iddiayı seçimlerden sonra yapılan anketlerin sonuçları da doğruluyor. Çünkü insanlar AKP’ye oy verme nedenleri arasında en çok ekonomiyi işaretliyorlar.

GÖÇÜN YARATTIĞI ETKİLER
Türk insanı geçmişe göre farklı bir konumda bulunuyor bugün. Her şeyden önce nüfusun çoğunluğu köylülükten kentliliğe geçmeye uğraşıyor. Ne var ki o kadar büyük bir göç söz konusu ki, kentlere köyden göç edenlerin kentli olması hemen söz konusu olmuyor. Bu değişim bazen olumlu, bazen olumsuz yöne doğru gidiyor ama her şeyden önemlisi öylesine hızlı, şaşırtıcı ve değerleri öylesine sarsıcı ki köyden kente geldiğinde zaten bir kültür darbesi yemiş olan insanlar bu yeni fakat kendi değerlerine uymayan geniş toplum içinde yer almak yerine daha dar bir takım topluluklarda yer almaya itiliyor. Toplumun eskiye göre cami etrafında çok daha fazla toplanmasının, tarikatlara girmesinin nedeni bu.
1980’lere gelinceye kadar büyük ölçüde içine kapalı, devletin ağırlıkta olduğu, ithal ikamesine dayalı ekonomik yapı artık çözülüyor. Sanayi devrimini yakalayamadığı için kapitalizme de geçememiş olan Türkiye, şimdi kapitalizm benzeri bir modelin içinde ilerliyor. Bu model eski karma ekonomi modelinden oldukça farklı bir model. Eski model rıza gösterme esasına dayanıyordu. Yeni model her şeyi talep etme esasına dayanıyor. Yeni model para kazanmanın en büyük değer haline geldiği ve kimin parası çoksa onun en çok itibarı göreceği bir model. Öyle olunca da örneğin laiklik tartışmaları pek fazla etki yaratmıyor. Eskinin siyasal partilerinin pek göremediği bir gelişme bu. Parti tutmayan bir vatandaş ekonomi iyi gittiği sürece siyasal iktidarı destekleyeceğini söylüyor. Ne zaman söylüyor bunu? Seçimde söyledi. Türkiye’deki seçmenlerin yüzde 47’sinin laiklik konusuna boş verdiğini düşünmek mümkün değil. Ama ekonomideki başarı, o korkuları ikinci plana itiyor.



KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ
Küreselleşme çok şeyi değiştirdi. Eskiden pek çok şey mekanik yaklaşımlarla algılanırdı. Sosyal yapı bir motor gibi düşünülürdü. Zaman içinde beklentilerin etkisi işin içine girmeye başladı. Küreselleşme bu kez beklenti yönetimini kattı işin içine. Neresinden ve nasıl bakarsak bakalım beklenti yönetimi biraz manipülasyon demektir. Bunu iyi yönetenler şirketlerinin değerini arttırdı, yetkilerini arttırdı ya da oylarını arttırdı. Beklenti yönetimi işinin ustası Amerikalılardır. O nedenle birçok ülkenin, şirketin yöneticisi bu deneyimden yararlanmak üzere Amerikalı hocalardan kısa dersler almaya başladı. Onlar da aldıkları dersler sonucunda beklenti yönetimine giriştiler. 
Gün gelip de gerçekle beklenti arasında bir fark olduğu ortaya çıktığında küreselleşmenin yeniden köşeleşmeye başlaması söz konusu olabilir. Bu, öncelikle gelişme yolundaki ülkelerde görülebilir. Çünkü oralarda yaratılan beklentiler çok daha güçlü ve etkileyici.    
Türkiye ekonomisi de küreselleşmeden nasibini aldı. Bu bazen olumlu bazen olumsuz oldu. Bundan on yıl öncesinde hayal bile edemeyeceğimiz miktarda yabancı sermaye geliyor Türkiye’ye. Bu da kültürel değişimi etkiliyor kuşkusuz. Çünkü yabancı sermaye kendi kültürüyle, uluslararası standartlarıyla birlikte geliyor. Başlangıçta bir süre bizim kültürümüze saygı gösteriyor gibi olsa da bir süre sonra kendi kültürünü oturtacak. AB’nin kendi kültürünü bize kabul ettirmeye çalışması da bu gelişimin bir başka yönünü oluşturuyor. Türkiye’de artık ciddi biçimde uygulanmaya başlayan beklenti yönetimi, çoğu kez gerçeğin algılanmasını engelliyor. Bu ekonomide bazen kur etkisiyle bazen başka biçimde çıkıyor ortaya.      

DEĞİŞİMİN YANSIMALARI
2001 ekonomik krizi eski yapıyı ve dayanaklarını büyük ölçüde tasfiye ederek, paranın en kutsal değer haline gelmesine yol açtı. Kanımca AKP’nin iktidara gelişinde 2001 ekonomik krizi son derece ağırlıklı bir role sahip. Bu kriz esnaf kesimini iktidara taşıdı. Türkiye’nin gelişmiş dünyadan en önemli farkı esnafın iktidarda olmasıdır. Üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa’da böyle bir şey yok. Ya sermaye ya da emeğin temsilcileri iktidarda bulunuyor. Yani Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi aralarına katılmaya çalıştığı gruptan farklı bir yöne doğru hareketlenmiş görünüyor. Bu gidişe bakarak ya Türkiye’nin gittiği yönün ya da Türkiye’yi bu yöne götüren kesimin yaptığının doğru olmadığı yargısına varmak mümkün. Eğer bu yargı doğruysa o zaman ya gidilen yön değişecek ya da o yönde götüren iktidar. Nüfus artışı, ekonomik yapı değişikliği ve göç nedeniyle büyük bir değişim yaşayan Türkiye’nin, bunları, küreselleşmenin getirdiği değişimle nasıl bağdaştıracağı ve yönünü ne şekilde belirleyeceğini hep birlikte göreceğiz.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report