Son dönemlerde giderek hızlanan bir küresel kriz dalgasının içinde yol almaya çalışıyoruz. Dünyanın her yanından moral bozucu haberler geliyor. Özellikle dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’den gelen haberler, küresel ekonomideki bozulmanın giderek arttığını gösteriyor. Geçmişte dünyanın başka taraflarındaki krizler, ABD’ye geldiğinde durulur ve eriyip giderdi. Şimdiki kriz ABD kökenli olduğu için dünyanın geri kalanında büyük dalgalar yaratıyor.
Ülkeler bu tür bir küresel krizle geçmişte birkaç kez karşılaştılar. Bu krizlerde nasıl davranacakları konusunda iyi kötü deneyimleri var. Ne var ki her dönemin koşulları kendine göre farklı dinamikler içeriyor ve dolayısıyla farklı yaklaşımlarla ele alınması gerekiyor. Bu kez dünyanın bir bölümü cari açık, bir bölümü de cari fazla ile yakalandı krize. Aslında ikisi de sorunlu. Çünkü cari fazla verenler, yani ihracat gelirleri ve görünmeyen kalem gelirleri, giderlerinden fazla olanlar bu fazlalığı açık veren ülkelerden elde ediyorlar. Açık verenlerin ekonomik durumunun bozulması, ithalat hacimlerinin düşmesine, yani dışarıdan eskisi kadar mal ve hizmet satın alamamasına ve dolayısıyla ötekilerin de eskisi kadar mal ve hizmet satamamasına yol açacak.
Yüksek oranda cari açık veren ülkeler dünyadaki dalgalanmalardan da yüksek oranda etkileniyorlar. Dünyanın herhangi bir köşesinden gelen kötü bir haber, her ekonomiyi etkilemekle birlikte cari açığı yüksek olan ekonomileri daha fazla etkiliyor. Türkiye de bunlardan biri. Onun için ABD doları bu tür bir haberle değer kaybetmeye başladığında YTL ondan daha hızlı değer kaybediyor. Ama ertesinde YTL, yeniden ABD dolarına karşı değer kazanmaya başlıyor.
Önümüzdeki dönemin böyle devam edeceği konusunda artık düşünce birliği var. Yani bundan sonra uzunca bir süre hep böyle inişli çıkışlı ama genel olarak iniş yönünde devam edecek bir konjonktür dalgasının içinde yaşayacağımızı kabul etmemiz gerekiyor. Bir başka ifadeyle genel yönü aşağıya doğru olan bir volatilite dönemine girmiş olduğumuz artık sanırım yaşamımızın bir gerçeği haline geldi.
Bugüne kadar hep bu tür bir küresel düşüşe karşı ortaya konulabilecek makro çözümler üzerine kafa yorduk. Şimdiyse böyle bir çözümün olmadığı noktasına geldik. Yani ülkeler bu tür bir krizin kendilerini etkilemesine engel olamayacak gibi görünüyor. Olsa olsa biraz daha hafif atlatmak için bir şeyler yapılması söz konusu. Yapılabilecek şey mümkün mertebe ekonominin altyapısını sağlamlaştırmak ve başta siyasal gerginlik olmak üzere gerginlikleri azaltacak işler yapmak. Bunları dünyada yapan ülkeler olup olmadığını bilmiyorum ama Türkiye’nin bu yönde adım atmadığı belli. Hatta zaman zaman “bize bir şey olmaz” diyerek ters yönde adımlar atıyoruz.
Bütün bunlar küresel krizin devam edeceğini ve bize yansımasının da katlamalı olacağını gösteriyor. Buradaki kritik soru şu: Krize karşı makro düzeyde bir şeyler yapmanın giderek olasılık dışına çıktığı bir ortamda acaba bireysel ve kurumsal önlemlerle kendi açımızdan bir şeyler yapmanın olanağı var mı?
2001 KRİZİNDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
Türkiye, yakın geçmişte (2001 yılı) bir finansal kriz yaşadı. Yani kriz deneyimi en taze ekonomilerden birisi konumunda. Bu kriz bize bir kaç şey öğretti. Bunları sıralayayım:
(1) Maliyetler önemlidir. İşe maliyet denetimiyle ve maliyetleri düşürmekle başlamak gerekir.
(2) Krizler verimlilik artışıyla sonuçlanır. Eğer bunu krizden önce sağlamak mümkün olursa krizin etkisi daha az hissedilir. Bu konu maliyet denetimiyle iç içe düşünülmeli.
(3) Kazanmadığınız para cinsinden borçlanmak ancak çıkış konjonktüründe kazanç sağlar. Konjonktür tersine dönünce o borç ödenemez hale gelir.
(4) Kriz hallerinde likit konumda bulunmak büyük avantaj getirir. Ortaya çıkan fırsatlardan yararlanmak imkan dahiline girer.
(5) Kriz çıktığında gayrimenkuller elde kalır. Yarı fiyatına bile alıcı bulmak mümkün olmaz. Eğer kriz öncesinde yatırım amaçlı gayrimenkul alımı yapılmışsa bunları zamanında nakte çevirmek çok önemlidir.
(6) Krizde faizler yükselir. Nakitte kalanlar yüksek kazançlar sağlar.
(7) Krizde tüketim, yani talep ve dolayısıyla satışlar düşer. Şirketler stoka üretim yapmaya başlarlar. Artan stok artan finansman maliyeti demektir. Finansman dengesini iyi kuramayan şirketler krizden büyük zarar görür.

NE GİBİ ÖNLEMLER ALINABİLİR?
İlk fırsatta bir envanter yapmakta yarar var. Gereksiz maliyet kalemlerinin en önemsiz kalemden başlayarak bir dökümünü yapmak ve sırayla o kalemleri kaldırarak işe başlamak yararlı olabilir. Bu aslında verimliliği de artıracak bir önlem olacağı için bir taşla iki kuş vurma olanağı sağlar. Eğer gelirleriniz YTL cinsinden, buna karşılık borçlarınız yabancı para cinsindense bugüne kadar YTL’nin değerlenmesiyle elde ettiğiniz kazançlarla yetinip, imkanınız varsa borçlarınızı YTL’ye çevirmeye çalışın. İleride YTL’de ortaya çıkabilecek değer kayıpları sizi çok büyük sıkıntılara sokabilir. Eğer imkanınız varsa kriz dönemleri likit kalmak çok önemlidir. Kriz dönemlerinde para dışında her şey ucuzlar. Kimsenin malına, şirketine, hisse senetlerine, gayrimenkulüne eski fiyatları verenler kalmaz. İşte o sırada bu tür malları ucuz fiyatlarla toplamak imkan dahiline girer. İleride bunların fiyatları yine yükselir. Çünkü hiçbir iyiye gidiş sonsuza kadar sürmediği gibi hiçbir kötüye gidiş de sonsuza kadar sürmez. Kriz hallerinde elinde nakit para bulunanların nasıl kazançlar elde ettiği 2001 krizinin sanırım belleklerde en fazla yer etmiş sonucudur. Gecelik faizlerin astronomik oranlara ulaştığı dönemlerde nakit parası olanlar neredeyse krallıklarını ilan etmişlerdi. Geçtiğimiz dönem gayrimenkul ve hisse senedi bulunduranların krallıklarını ilan ettiği dönemdi. Artık nakit sahiplerinin krallığının geri geleceği bir döneme giriyoruz.
Bütün bunları sakin sakin ve paniğe kapılmadan yapmakta, en azından bu tür bir zihinsel hazırlıkta bulunmakta yarar var. Envanter yaparken eldeki değerleri en az likit olandan en likit olana sıralamak gerek. Eğer elden çıkarmak gerekiyorsa en az likit olanı ilk önce elden çıkarıp nakte çevirerek işe başlamakta yarar var. Çünkü krize girildiğinde bunları nakte çevirmek çok zorlaşır.
BAŞKALARI NE YAPIYOR?
Konjonktürün çıkış dalgasında olduğu gibi iniş dalgasında da sürü mantığı egemen olur. Yani insanlar başkasının ne yaptığına bakarlar. Diyelim ki elindeki bir değeri satıp başka bir değere çevirmeden önce insanların çoğu komşusunun ne yaptığına bakar. Genellikle de komşusunun da kendisine baktığını görür ama yine de bakar. Oysa bu tür destek arayışları ya da tereddütler, krize gidiş halinde zaman kaybına yol açar. Üç kişi aynı yolda hareket ederse ötekiler de onları izler. Buna “beklenti çoğaltanı” adını koyabiliriz. Yani iyimserler çoğalıyorsa iyimserlik, kötümserler çoğalıyorsa kötümserlik bir çeşit çoğaltan etkisiyle artarak büyür. Ne var ki kötümserlik çoğaltanının çalıştığı ortamda çıkış kapısı yeterince geniş olmadığı için birçok kişi kapıda sıkışır ve dışarı çıkamaz hale gelir. Yani zamanlama çok önemlidir.
Eğer bu krizin gelip geçici bir durum olduğuna inanıyorsanız fazlaca hareket etmemenizde yarar var. Yok eğer tersini düşünüyorsanız bazı önlemler almanızın zamanı gelmiş demektir. Hükümet düzeyinde alınamayan önlemleri bireysel ve kurumsal düzeyde almak can sıkıcı olsa da bazen başka çare kalmayabiliyor. Karar sizin.
|