Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Karamsarlık zirve yaptı

Türkiye geçmişte büyük bütçe açıkları verip bedelini yüksek enflasyonla yaşayarak ödedi. Hatta iki haneli enflasyonun sürdürülebilir bir model olduğunu kanıtlamaya ramak kala krize girdi. Şimdi de benzer biçimde sürekli olarak yükselen cari açığın sürdürülebilir olup olmadığını kanıtlamaya uğraşıyor.

Mahfi Eğilmez
 

CNBC-e Business Dergisi için yazımı ayın 20’sinden önce yazıp yollamam gerekiyor. Her ayın ortalarına doğru yazımı düşünmeye başladığımda “Bu ay iyi bir şeyler yazayım” diye yola çıkıyorum. Zaten yazımın yer aldığı sayfanın başlığı da light günlük. Ama ne yazık ki bunu başaramıyorum. Ne eldeki veriler benim iyi şeyler yazmama olanak sağlıyor, ne de gelişen olaylar konuya “light” yönden bakmama yardımcı oluyor.   
Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce derginin yazı işleri müdürü Barış Karcıoğlu’na “Bu kez ekonomi dışı bir şeyler yazsam mı acaba? Mesela Hititler ya da futbol üzerine bir şeyler olabilir” diye danıştım. Aynı zamanda “sorumlu müdür” titrini de taşıdığı için belki sorumluluğu üzerine alıp “yaz hocam” der diye bir umut taşıyarak... Bana gülerek baktı ve “İsterseniz o düşündüklerinizi de yazın onu ayrıca yayımlayalım” dedi. Ben de müsaade isteyip çıktım ve yine light günlük başlığı altında başlıkla uyumlu olmayan ağır yazılar yazmaya devam etmeye yöneldim. 

EKONOMİ GİDEREK BOZULUYOR
İyi bir şeyler yazayım diye çabalamam boşuna. Her geçen gün gelen yeni veriler benim bu çabamı boşa çıkarıyor. Önce nisan ayı cari açığı açıklandı. Cari açığın 12 aylık bazda 42.5 milyar dolara dayandığı görüldü. “Büyüme yavaşlar, dolayısıyla cari açıkta da yavaşlama ortaya çıkar” diyorduk ama öyle olmadı. Cari açık hiçbir şekilde fren tutmamakta ısrarlı görünüyor. Kaldı ki sanayi büyümesi de yine yüksek çıkarak büyüme konusundaki görünümü değiştirdi. Ardından mart ayı işsizlik oranı açıklandı. O da geçen yılın mart ayına göre artış sergilemiş. Tarım dışı istihdamın artmaya devam etmesi iyi bir gelişme olsa da işsizlikte artış eğilimi, karamsar tabloya katkıda bulunuyor. Merkez Bankası, arz yönlü olduğunu ilan ettiği enflasyonla savaşında ısrarla talep yönlü mücadele aracı olan faiz artırımını kullanmaya devam ediyor. Bunu da “olumsuz beklentileri kırmak” yaklaşımıyla açıklıyor. Oysa bu gibi durumlarda faiz artırımı olumsuz beklentilere katkıda bulunabilir. Hazine’nin iç borçlanma maliyeti de artmaya başladı. Geçen yıl yüzde 18’lere gerileyen faizler, son aylarda yeniden yüzde 20’lerin üzerine çıktı. Öte yandan maliye politikasındaki gevşeme eğilimleri artık sözden çıkıp uygulamaya döndü. Yaklaşan seçimler siyasal iktidar açısından, özellikle kapatma davası da söz konusu olunca, hayati önem taşıyor. O nedenle de yerel yönetimlere kaynak aktarımları artarak sürüyor. Bütün bunları bir araya getirince enflasyonun daha da artması neredeyse kaçınılmaz gibi duruyor. Petrol ve öteki enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışlar da enflasyonu yukarı itmeye devam ediyor.     

TEPKİLER OLUMSUZLAŞIYOR
Çeşitli konferanslar, seminerler vb nedenlerle İstanbul ve Anadolu’yu dolaşıyoruz. Sanayi ve ticaret odalarının başkan ve üyeleriyle ekonomi ve gidişat üzerine sohbetler yapıyoruz. Son birkaç aydır ekonomi aktörlerinin yaklaşımlarında son derecede olumsuz bir tepki gözlemliyoruz. Sanayi ve ticaretle uğraşanlar işlerinin kötüye gittiğini söylüyorlar. Oysa örneğin iki yıl önce aynı kişiler ekonominin gidişinden mutlu ve daha da önemlisi umutluydular. Şimdi umutsuz görünüyorlar. Ortak eğilimleri yatırımları erteleme yönünde toplanıyor. En büyük korkularını cari açığın artması ve özel kesimin dış borçlarının ödenememesi olarak dile getiriyorlar.
Olumsuz görüşler reel kesimde olduğu kadar finans kesiminde de yaygınlaşıyor. Bankaların yöneticileri üçüncü çeyrekten itibaren sendikasyon kredilerinden vadesi gelenlerin yenilenmesinin giderek zorlaştığını açıklıyorlar. Böyle bir ortamın varlığını son yıllarda unutmuştuk. Bu gelişme, oldukça moral bozucu bir durumu ortaya koyuyor. Bildiğimiz son verilere göre, yani 2007 sonu itibariyle, özel kesimin dış borç stoku 158 milyar dolar. Bunun 37 milyar doları kısa vadeli. Yani 2008 içinde ödenmesi gereken miktar. Öte yandan özel kesimin yeni dış borçlanmalara da ihtiyacı devam ediyor. 



CARİ AÇIK ANAHTAR ROLDE
Cari açık Türkiye ekonomisinin anahtar göstergesi konumunda bulunuyor. Geçmişte de bu konuma geldiği olmuştu ama hiçbir zaman bu kadar egemen bir görünüm sergilememişti. Eğer bu eğilim sürerse cari açık, GSYH’nın yüzde 7’sine gelip dayanacak. Bu kadar yüksek oranlı bir cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı en temel sorulardan birisini oluşturuyor. Bir ekonominin bu kadar uzun süre artan oranlarda cari açık vererek ve bu cari açığı dış kaynaklarla finanse ederek yaşaması oldukça zor. Türkiye geçmişte büyük bütçe açıkları vererek ve bunun bedelini enflasyonla ödeyerek yaşadı. Hatta iki haneli enflasyonun sürdürülebilir bir model olduğunu kanıtlamasına ramak kalmışken krize girdi. Şimdi de benzer biçimde sürekli olarak yükselen cari açığın sürdürülebilir olup olmadığını kanıtlamaya uğraşıyor.
Bütçe açığını kapatmak daha az zahmet gerektiriyor. Ya vergiler artırılır, ya harcamalar azaltılır, ya da ikisi birden yapılır. Yani bu bir iç hesap meselesi. Cari açık ise genellikle paranın dış değerinin kaybıyla kapanır. Buna J eğrisi analizi deniyor. Yani cari açık önce eksiye düşüyor, bir süre burada negatif yönde büyüyerek J harfinin kuyruğu gibi gidiyor, sonra yerli para değer kaybedince bu kez J harfinin dik tarafı ortaya çıkıyor ve cari açık kapanıyor.
Ne var ki biz cari açığın böyle doğal bir gelişimle kapanmasına izin vermiyoruz. Biz, faizi artırarak kuru baskı altında tuttuğumuz için sorunu erteliyor ama büyütüyoruz. Dolayısıyla düzeltme biraz daha sıkıntılı olabilir.

FAİZ YÜKSEK
Merkez Bankası’nın faiz yükseltme kararlarının ardından piyasa faizi de yükselme eğilimine girdi. Hazine’nin yüklü itfalarının varlığı, piyasa yapıcısı kurumların piyasadaki gelişmeler nedeniyle ellerindeki kâğıtları boşaltmaları gibi olaylar da bu gelişmede etkin bir rol oynadı.  
Faizlerin yüksekliği kuru baskı altında tutuyor. Bunun birçok ekonomik sonucu var. Her şeyden önce kurun düşük kalması ekonomik göstergelerin çok daha iyi görünmesine yol açıyor. Örneğin GSYH olduğundan yüksek, buna karşılık borç yükü, cari açık oranı gibi göstergeler olduğundan küçük görünüyor. Kurun düşüklüğü ikinci olarak enflasyonun daha yüksek görünmesini de önlüyor. Üçüncü olarak da kurun düşüklüğü insanların YTL’den dövize dönmelerini engelliyor.
Eğer bankaların yöneticilerinin açıkladıkları gerçekleşir de dış dünyadaki likidite kurumasının sonucunda sendikasyon kredileri yenilenemezse o zaman yabancı paraya verilen faizler de artacak demektir. Yani YTL faizlerine göre düşük kalan ve yatırımcısına kaybettiren yabancı para mevduatı önümüzdeki dönemde daha iyi faiz getirisine kavuşabilir.   

KERTERİZ
Türk Dil Kurumu sözlüğünde kerteriz “Bir yerin pusula kertelerine göre bulunduğu yön, ya da balıkçıların denizde sığlıkları belirlemek için kullandıkları işaretlerin bütünü” olarak tanımlanıyor.
Bugünlerde ekonomiyle ilgilenenlerin büyük çoğunluğu gidişi belirleyebilmek için bir kerteriz arıyorlar. Yani örneğin ekonomi gemisi sığ sulara gelmişse kayalara oturup oturmayacağını anlayıp ona göre hareket edecekler. Bence bazen gemiyi çevreleyen sulara bakmanın yanı sıra teknenin su alıp almadığına da bakmakta yarar var.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report