Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Kriz kapıyı çalınca

2008 başında tahminlerim sorulduğunda “Dünyada ve Türkiye’de kriz bekliyorum, o nedenle tahmin yapamayacağım” cevabını veriyordum. 2009 daha da zor bir yıl olacak. İşin kötüsü kriz bize yeni geliyor. ABD’de dip göründü dense bile bizde dibin görünmesine daha çok var.

Mahfi Eğilmez
 

Geçtiğimiz ay içinde ABD’de başkanlık seçimi yapıldı. Kriz ortamında yapılmasının da etkisiyle Barack Obama seçimi rahatlıkla kazandı. Aslında krizin derinleşmesinden bir süre önce yapılan anketlerde Cumhuriyetçi Parti’nin adayı John McCain ile Demokrat Parti’nin adayı Barack Obama başa baş bir görünüm içindeydiler. Kriz derinleştikçe fark Obama lehine açıldı ve sonunda seçimi kazandı. Obama, Amerikan ekonomisini tam anlamıyla resesyona girerken devralacak. Ama en azından 2009 yılı boyunca ekonomide yaşanacak bozulmaların faturası Bush’a ve Cumhuriyetçi Parti’ye çıkmaya devam edecek. Benzer bir durum Clinton başkan seçildiğinde de olmuştu. Bir siyasetçi için bundan daha ideal bir durum olamaz. Herkes Obama’ya süre tanıyacak ve hoşgörüyle yaklaşacak. Ekonomideki en küçük bir iyileşme ondan bilinecek. Şu anda önünde uzanan dönemi değerlendirme biçimine göre iki olasılık var: Ya ABD’nin en sevilen başkanı olacak ve dolayısıyla ikinci dönemde de seçilecek, ya da ABD’yi krizden çıkaramayacak ve dolayısıyla ikinci dönem seçilemeyecek. İkinci olasılık bana çok düşük geliyor.
ABD ile birlikte resesyona girmeye aday ülkeler giderek çoğalıyor. İngiltere ve Japonya en önde giden adaylar. İspanya ve İtalya onları izliyor. Rusya, petrol fiyatlarındaki çöküşten dolayı eski günlerini özlemle arıyor. O da sıkıntılı ekonomiler arasında sayılıyor. Çin bile bu daralmadan payını alacak ve bir süre eski büyüme oranının yarısına kadar düşen bir büyüme oranıyla yetinmek zorunda kalacak.  

Dünyada bunlar olup biterken Türkiye, çok değerli bir zaman dilimini boşa harcadı. Önce krizi anlamadık, sonra hafife aldık, en sonunda da bizi etkilemeyeceği gibi bir sanıya kapıldık. Sanırım bizim algılamamızda bir sorun var. Çünkü bu tavır, bu boş vermişlik yeni bir şey değil. Uzun bir geçmişi var. En azından ben kendi yaşamımda bu tür bir yaklaşıma birkaç kez tanık oldum. Yılın ilk yarısındayken IMF ile devam edip giden bir düzenleme içindeydik. Kriz, geliyorum diye bas bas bağırıyordu. Ama biz olayı hafife alarak IMF’yi yolladık. Aradan geçen zaman diliminde küresel kriz büyüdü ve gelip kapımıza dayandı. Krizin bizi de etkileyeceğini ilk kez büyümemiz ikinci çeyrekte yüzde 1.9’a gerileyince anladık. Ardından sanayi üretim indeksindeki hızlı gerileme, tüketici güven indeksinin baş aşağı gidişi, işsizlik oranındaki yükseliş derken krizin kapımızı çaldığını anladık. Bunu anlamamız çok uzun sürdü. Bu kadar zaman kaybı sırasında kullanabileceğimiz fırsatları kaçırdık, erkenden alabileceğimiz önlemleri alamadık. Artık kapanan işyerlerini, işsiz kalan insanları, geliri düşen aileleri sayıyoruz. Başlangıçta sayması daha kolaydı ama artık sayılar hızla büyür oldu. Şimdilerde yeniden IMF ile yeni bir düzenleme arayışı içine girmiş bulunuyoruz. Ne var ki ekonomideki hızlı bozulma bundan altı ay önce bizim elimizde olan kozların IMF’nin eline geçmesine yol açmış durumda.

REYTİNGLERE İTİRAZ ETMEKTE HAKLI MIYIZ?
Algılama sorununu aşmaya başladığımız sıralarda ABD’li reyting kuruluşu Standard and Poor’s Türkiye’nin reyting notunu BB eksi durağandan, BB eksi negatife çevirdi. Hemen sonrasında benzer bir değişikliği, önde gelen bankaların reyting notları için de yaptı. Yatırım eşiği olarak kabul edilen BBB notunun altındaki spekülatif yatırım notlarının önündeki işaret ve ifadelerin değişmesi piyasada not değişimi kadar önemli etki yapıyor. Dolayısıyla bu basit gibi görünen değişiklikler bizim özel kesimimizin dış borçlanmasını ciddi biçimde etkileyecek. S&P’nin bu değişikliğine çeşitli kesimlerden yaygın bir itiraz yükseldi. İzlanda ve Macaristan gibi neredeyse batmak üzereyken IMF’nin can simidiyle kurtarılan ekonomilerin reytinginin bizden yüksek olması bu itirazların temel dayanak noktasını oluşturuyor. Oysa reyting denilen şey, bir ülkeye ya da o ülkenin kuruluşlarına borç verecek olanları aydınlatmayı hedeflediği için, o ülkenin veya o kuruluşların alacakları borçları geri ödeme yeteneğinin olup olmadığını ölçmeyi esas alıyor. Türkiye’nin 2009 yılında geri ödemekle yükümlü olduğu özel kesim dış borç servisi 90 milyar doların üzerinde. Buna karşılık İzlanda’nın 1.5 milyar dolar, Macaristan’ın 15 milyar dolarlık özel kesim dış borç ödemesi var. Yani batma aşamasında olduğu ileri sürülen bu iki ekonomi, Türkiye gibi büyük dış borçlanmaya ihtiyaç duymuyor. Dolayısıyla bunlara yatırılacak paraların geri dönme olasılığı Türkiye’den daha yüksek. 

GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI
Böyle devam edersek son yıllardaki kazanımların önemli bir bölümünü kaybedebiliriz. Zaten doların YTL’ye karşı değer kazanmasıyla birlikte kayıplar kaçınılmaz hale gelmeye başladı. Geçtiğimiz ay doların YTL’ye karşı paritesi ortalama olarak 1.6 oldu. Bu kur eğer yıl ortalaması olsa GSYH’miz 2005 yılındaki düzeye gerilerdi. 2009 yılında olacak olan budur. Türkiye sanal olarak yüksek değerli YTL ile misliyle büyük gösterdiği GSYH’sinin hızla gerilemesi olgusuyla karşılaşacak. O zaman kişi başına gelirimiz gerileyeceği gibi birçok oransal gösterge de (cari açık, dış borç yükü, toplam borç yükü) bozulmuş olacak. Artık gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi. ABD, emlak fiyatlarını ve onlara dayalı menkul kıymetleri şişirerek sanal bir refah ortamı yarattı. Türkiye ise faizi yüksek YTL’yi aşırı değerli tutarak sanal bir GSYH artışı yarattı. Ama artık takke düştü kel göründü. ABD gerçeklerle yüzleşmeye başladı. Türkiye’nin yüzleşmesi de an meselesi.


2009 ÇOK ZOR BİR YIL OLACAK

Türkiye’nin önünde iki seçenek var: İlk seçenek, gerçeklerle yüzleşmeyi göze almak ve doğru politikaları uygulamak olarak karşımıza çıkıyor. Bu, iktidarın oy kaybına uğramasına yol açacak bir adım. Çünkü ne yaparsak yapalım önce kan ve gözyaşından başka vaat edilebilecek bir şey olmayacak. Çok yakın geçmişte bir krizin bütün sıkıntısını çekmiş insanlara yeniden aynı sıkıntıları yaşatmak kolay değil. Ya da en azından oy kaybetmeden yapılabilecek bir şey değil. İkinci seçenek gerçeklerle yüzleşmeyi ertelemek ve mevcut yaklaşımı sürdürmek olarak görünüyor. Bu, aslında sürdürülebilir bir seçenek değil. Yani böyle bir yaklaşımla gitmek eninde sonunda sistemin çökmesine yol açar. 
Gerçeklerle yüzleşme seçeneğinin önünde para ve maliye politikasını duruma göre yeniden dizayn etmek yatıyor. Para politikası faizleri indirmeye, maliye politikası ise kamu harcamalarını artırmaya dayanmak durumunda. Her ikisi de ekonominin canlanmasına yol açabilecek adımlar gibi görünüyor. Esasen bütün devletler de benzeri bir politika harmanını uyguluyorlar. Buna karşılık bu harmanı uygulama konusunda Türkiye o kadar da rahat bir konumda değil. Bunun nedeni cari açığının çok yüksek olması. Bir yandan yüksek cari açık bir yandan da mali açığın büyümesi Türkiye’ye yönelik yabancı fonların tümüyle kurumasıyla sonuçlanabilir. Cari açık Eylül ayından itibaren gerilemeye başladı. Önümüzdeki aylarda bu eğilimin devam etmesini bekliyoruz. Türkiye, cari açığı azalırken kamu açığını artırma yoluna gidebilir. Böylece fazla dikkat çekmeden genişletici bir maliye politikasını uygulayabilir.  Ya da dış kaynak sorununu IMF kaynaklarına başvurarak çözebilir. Tabii burada IMF’nin mali açığı büyütme seçeneğine nasıl bir yanıt vereceği anahtar faktör durumunda bulunuyor. 
2008 yılı başında tahminlerim sorulduğunda “2008 yılında dünyada ve Türkiye’de kriz bekliyorum o nedenle tahmin yapamayacağım” diye yanıtlıyordum. 2009 yılı daha da zor bir yıl olacak. İşin kötüsü kriz bize yeni geliyor. Yani asıl etkiler daha yeni ortaya çıkmaya başlıyor. O nedenle ABD’de dip göründü dense bile bizde dibin görünmesine daha çok var. Yani herkes dipten yükselmeye başlarken biz dibe doğru gitmeyi sürdürüyor olacağız. Ben 2009 yılında büyümenin eksi olacağını, işsizliğin de bugünkü düzeyin 2 -3 puan üzerinde olacağını tahmin ediyorum.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report