Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Kriz hız kesiyor

Bir hastalığın tedavisinde en önemli aşama, hastalığın ne olduğunun teşhis edilmesidir. Çünkü tedavi o teşhise göre yapılacaktır. Eğer teşhis yanlış konur ve dolayısıyla tedavi de yanlış uygulanırsa hastalığın iyileşmesi bir yana ağırlaşması söz konusu olur. ABD küresel krizde ilk kez tedaviye başlanması gereken noktayı doğru saptadı..

Mahfi Eğilmez
 

EKONOMİDEKİ krizleri ve bunalımları da insan hastalıklarına benzetmek mümkün. Ekonomik krizlerin teşhisi insan hastalıklarına göre daha kolaydır. Bütün sorun konuya objektif gözle bakmayı ve geçmiş deneyimlerden dersler çıkarmayı bilmektedir. Buna karşılık bazı sistem değişimi dönemlerinde teşhis ve özellikle de tedavi karmaşıklaşır. Örneğin merkantilist usullere dayalı teşhis ve tedavi yöntemleri kapitalist sistemde oluşacak krizleri anlamaya ve çözümlemeye yetmez. Ya da yalnızca ticaretin serbest olduğu yarı küresel sistemin sıkıntılarını tanımaya yarayan teşhisler ve ona dayalı tedavi yöntemleri, sermaye hareketlerinin tam olarak serbestleştiği daha yaygın bir küresel sistemin sıkıntılarını tanımlamaya ve tedaviye yaramaz.  

DOĞRU TEŞHİSLER
Küresel krizin ABD’den başlayarak yayılması, subprime mortgage kriziyle oldu. Bu krizi izleyerek türev ürünlerdeki sorunlar ve derken kredilerdeki genel sorunlar birbiri ardına ortaya döküldü. Krizin daha yumuşak biçimde atlatılmasını sağlayacak adım, Lehman Brothers’ın batmasına izin vermek yerine onun özel bir işleme tabi tutulmasını sağlamaktı. Amerikan yönetimi bunu başaramadı. Amerikan yönetimi bir önceki dönemin yöntemleriyle konuyu teşhis ettiği için yanlış bir tedavi uygulayarak krizin yayılmasına ve büyümesine yol açtı. Geçtiğimiz günlerde doğru teşhis ve tedavi yönünde bir adım atıldı ve bankalardaki toksik kağıtların satın alınacağı açıklandı. Aslında en baştan yapılması gereken şey, bu varlıkları satın alıp karşılığında bankalara bunların bir bölümü için Hazine kağıdı bir bölümü için de nakit vermekti. Böylece ABD yönetimi krizin ortaya çıkışından bu yana ilk kez doğru bir adım atmak suretiyle krizin çözümü için bir sinyal vermiş oldu.  
Nisan ayı başında G 20 ülkelerinin liderlerinin katılımıyla yapılan Londra Zirvesi’nde de ilk kez küresel krizin çözümü için küresel işbirliğinin adımları atıldı. Böylece krizin ilk çıktığı andan beri üzerinde defalarca kere durduğumuz “küresel kriz ulusal önlemlerle çözülemez, çözüm için küresel işbirliği şarttır” biçimindeki yaklaşım yaşama geçmiş oldu. Bu gelişmeler piyasalara yeniden canlılık verdi ve çok daha önemlisi beklentileri olumlu yöne çevirecek bir umut ışığı oluşturdu.

RESESYONDAN ENFLASYONA
Küresel kriz süresince ülkeler para politikasını daha çok faiz politikası aracılığıyla kullandılar. Ve bunun uygulaması da faizleri düşürerek ekonomiye canlılık vermek biçiminde oldu. Faiz politikası üzerinde yoğunlaşan parasal politikalar genellikle ülkelerin birbirini kollamasıyla yürütüldü. Merkez bankalarının siyasetçilerden farklı olarak teknik bir yapıya sahip olması ve birbirleriyle daha yakın ilişkiler içinde bulunması, bu alanda küresel işbirliğinin gerçekleşmesini bir anlamda otomatik olarak sağladı.
Aynı küresel işbirliği ve dayanışma, daha çok siyasetçilerin egemenliği altında yürütülen maliye politikası alanında sağlanamadı. Bütçe harcamalarını artırmaya ya da vergileri azaltmaya yönelik maliye politikası önlemleri çeşitli ülkelerde birbirinden kopuk biçimde yürütüldü. Kimi ülkeler harcamaları artıracak maliye politikası önlemleri izlerken kimi ülkeler vergileri azaltacak politikalar izlediler. Bu birbirinden kopuk uygulamalar nedeniyle para politikası yoluyla sağlanan uyumluluk, maliye politikasıyla gerçekleştirilemedi. Üstelik maliye politikası önlemlerine eşlik eden çeşitli korumacılık eğilimleri, sorunun daha da ağırlaşmasına yol açtı. 
Yapılan son tahminler 2009 yılındaki bu genişletici maliye politikası uygulamalarının bütün dünyada çok yüksek oranlı bütçe açıklarına yol açacağını gösteriyor. ABD için beklenen bütçe açığı yüzde 14’lere ulaşıyor. Küresel sistemin resesyondan çıkışının bedeli enflasyon olacak gibi görünüyor. Büyük olasılıkla küresel sistem 2011 ve sonrasında bu kez enflasyonu düşürmek için tedavi uygulamaya yönelecek. 

DİBİ GÖRDÜK MÜ?
Geçen ayın önemli bir bölümü dip tartışmalarıyla geçti. Bu konuda başlıca iki görüş var. Bazılarına göre dibe varılmış durumda. Bu görüşte olanlar birçok göstergede artık aşağıya gidişin durulduğunu, özellikle beklentilerin düzelmeye yöneldiğini öne sürerek dibe gelindiğini söylüyorlar. Bazıları da bu tür görüşlerin yalnızca temenniden ibaret olduğunu öne sürüyorlar. Ben bir süredir düşüşten sıkılan insanların temenniyle beklentiyi birbirine karıştırdığını vurguluyordum. Bu konuda en ilginç ifadeyi Nouriel Roubini kullanıyor. Kendisine bazı iktisatçıların “krizde dip görüldü” iddiaları hatırlatıldığında “ben size krizden çıkışın ne zaman başladığını söyleyeceğim” diyor.
Ben, krizden çıkış için doğru teşhise çok yaklaştığımız kanısındayım. ABD’nin, krize girişte en önemli rolü oynayan toksik varlıkları satın almak üzere özel sektör desteğini de kapsayacak biçimde bir fon oluşturma girişimi, küresel krizde şimdiye kadar atılmış en olumlu adımlardan birisini oluşturuyor. ABD, ilk kez tedaviye başlanması gereken noktayı doğru olarak saptadı. Bunun ardından yapılan Londra Zirvesi’nde birçok ortak karar alındı. ABD ve İngiltere ile Almanya ve Fransa arasında bir bloklaşma söz konusu. ABD ve İngiltere’nin finansal kapitalizmi, Almanya ve Fransa’nın ise sanayi kapitalizmini temsil etmeleri nedeniyle bu bloklaşma aslında doğal bir sonuç. Almanya ve Fransa, çıkan küresel finansal krizden kendilerini sorumlu tutmuyorlar ve konuya soğuk kalmayı tercih ediyorlar. Buna karşılık artık onlar da çözülemeyecek bir krizden kârlı çıkamayacaklarını anlamış ve asgari müşterekte birleşmeye razı olmuş görünüyorlar. Bence krizden çıkış açısından bu ortak kararlılık önemli bir adım olarak kabul edilmeli. Çünkü böylece ilk kez küresel kriz için küresel çözüm arayışları genellik kazanmaya başlamış bulunuyor.
Gerek ABD’nin toksik varlıkları satın alarak finans kesimine nefes aldıracak adımları atmasının, gerekse küresel çözüm arayışlarına yönelik işbirliğinin daha görünür bir biçime dönüşmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum ve buradan hareketle iniş hızının yavaşlayacağı kanısına ulaşıyorum. Bu gelişmelerin piyasalara ve daha da önemlisi piyasanın en önemli aktörleri konumundaki tüketicilere güven vererek çöküşte hız kesme aşamasına bizi yaklaştıracağını düşünüyorum. 

TÜRKİYE’NİN DURUMU
Türkiye’deki durum gelişmiş dünyadakinden biraz daha iyi görünüyor. Türkiye üzerinde iki olumlu etki söz konusu. Bir yandan dünyada ortaya çıkan olumlu gidiş Türkiye’yi de olumlu yönde etkilerken bir yandan da IMF’den kullanılacak yeni imkân ekonomiyi rahatlatıyor.
Bankacılık kesiminin açıklanan kârları geçen yılki değerlerin oldukça üzerinde çıktı. Ayrıca 2001 krizinden sonra alınan önlemlerle bankaların sermaye yeterlilik oranları oldukça yüksek düzeylerde bulunuyor. Bugünkü oranlara bakıldığında Türk bankalarının sermaye yeterliliği açısından Avrupalı ve Amerikalı bankalardan çok yukarıda olduğu ortaya çıkıyor.
Bugünkü kriz ortamında Türkiye’de 2001 yılında yaşanan kriz ortamına göre ters bir gelişme yaşanıyor. 2001 krizinde finans kesimi çökmüş ama reel kesim ayakta kalmayı başarmıştı. Krizden çıkışta da reel kesim, finans kesiminin toparlanmasına destek olmuştu. Bu kez reel kesim çöküyor ama finans kesimi ayakta. Ayakta kalmış finans kesimiyle Türkiye’nin krizden çıkması daha kolay olacak gibi görünüyor. Batı ülkelerinde finans kesiminin çökmesine reel kesim de eşlik ettiği için oralarda toparlanma daha uzun süre alacak.
Türkiye’nin çıkış sürecinde karşılaşacağı en önemli güçlük, ekonomisinin ihracat nedeniyle dışarıya bağlı olmasında yatıyor. Yani Türkiye bir toparlanma yaşasa bile öteki ülkeler aynı hızla eşlik edemeyeceği için dış talep zayıf kalacak. IMF ile yürütülecek ortak bir program, bu açıdan çok önemli görünüyor. Dışarıdaki toparlanmanın biraz daha zaman alacağını düşünürsek dış talep açığını, geçici olarak canlandırılacak iç taleple ikame etmeye çalışmak en doğru seçim olacak. İç talebi canlandırmanın yolu da büyük ölçüde vergi indirimlerinden geçiyor. Bu yolla hem tüketimi hem de dolayısıyla üretimi desteklemek mümkün.

 


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report