Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

2007’ye girerken

Türkiye 2006’da AB ile ilgili sıkıntıları ertelemeyi başardı. Ne var ki bu sorun 2007’de daha ciddi biçimde karşımıza çıkacak.

Mahfi Eğilmez
 

2006’DA DÜNYADAKİ EKONOMİK GELİŞMELER
Dünya ekonomisi Uzakdoğu krizinden itibaren içine girdiği yükselen konjonktür eğilimini sürdürmeye geçen sene de devam etti. 2006 yılı tahminlerinde dünya ekonomisinde yüzde 5 dolayında büyüme bekleniyor. Gelişmiş ülkeler yüzde 3 oranında büyürken gelişme yolundaki ülkeler yüzde 7.3 gibi yüksek bir ortalama büyümeye ulaştılar. Ekonomik dengelerinde bozulmalar yaşamasına karşın ABD, yüzde 3.4 oranında büyümeyi başardı. Uzun süreli durgunluk sıkıntıları yaşayan Japonya yüzde 2.7 büyürken, Avrupa Birliği de yüzde 2.8’lik bir büyüme oranına ulaştı.
Dünya ticaretindeki artış 2006 yılında yüzde 9’a yaklaştı. Ekonomik büyüme dünya ticaretinin de büyümesine yol açtı. Ya da belki tam tersini söylemek gerekir: Dünya ticaretindeki artış, ekonomik büyümeyi de peşi sıra sürükledi.  
Bu olumlu gelişmelere karşılık ortaya çıkan risk artışlarının başında enflasyondaki kıpırdanma geliyor. Gelişmiş ülkelerde 2006 yılı enflasyonu ortalama olarak yüzde 2.6’ya dayandı. Bu, son on yılın en yüksek oranı. Enflasyondaki artış hem ABD’de, hem de AB ülkelerinde görülüyor. Japonya bile uzun yıllar sonra eksi enflasyondan ilk kez çıkarak çok düşük de olsa enflasyon yaratmaya başladı. Buna karşılık gelişme yolundaki ülkelerde enflasyon geçen yıllara göre fazla bir değişim göstermeksizin yüzde 5’ler düzeyinde kalmaya devam etti.
Risklerin ikincisi kamu kesimi finansman açıklarının devam etmesi. Gelişmiş ülkeler 2006 yılında ortalama yüzde 2.3 oranında bütçe açığı verdi. ABD yüzde 3.1, Euro Bölgesi yüzde 2, Japonya yüzde 5.2 oranında bütçe açığıyla karşı karşıya kaldı. Gelişmiş ülkelerde enflasyondaki artışı en fazla etkileyen unsurların başında bütçe açıklarının devam etmesi  geliyor. Gelişme yolundaki ülkelerin bütçe açıkları ise yüzde 0.5 gibi son derecede düşük bir ortalamayı gösteriyor. 
Üçüncü önemli risk ABD’nin cari açığında ortaya çıkan astronomik artış. ABD, 800 milyar doları aşkın bir cari açık sorunu yaşarken Euro Bölgesi ve Japonya cari fazla veriyor. Bunlara Çin’in 800 milyar dolara ulaşan cari fazlası da eklendiğinde dünya genelinde sorun çözülmüş gibi görünüyor. Ne var ki ABD’nin rekor cari açığı 2007 için en önemli risklerden birini oluşturmaya devam ediyor.

2006’DA TÜRKİYE’DEKİ EKONOMİK GELİŞMELER
Türkiye, 2001 yılında girdiği krizden, dünya konjonktüründeki yükselme trendini  yakalayarak hızla çıkmayı başardı. 4.5 yıldan bu yana ortalama yüzde 7.8 gibi yüksek bir hızla devam eden büyüme trendi, 2006 yılında hız kesti ve üçüncü çeyrekte yüzde 3’e geriledi. Bu oran son 18 çeyreğin en düşük oranı. Yüzde 2 oranında gerçekleşen Ekim ayı sanayi üretimi artış oranına bakıldığında dördüncü çeyreğe ilişkin büyüme beklentisi de pek parlak görünmüyor.
Enflasyondaki gelişme de büyümeden farklı değil. Yıl sonu itibariyle enflasyonun yüzde 10 dolayında gerçekleşmesi bekleniyor. Geçen yıl yüzde 7.7 düzeyinde olan enflasyonun bu yıl yukarı gitmiş olması, önemli bir olumsuzluk oluşturuyor. Enflasyondaki yükselmenin bir nedeni de kuşkusuz petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artışlar, yani ithal edilmiş enflasyon. Şimdilik rayında giden kamu finansmanı dengesi, enflasyonun etkisiyle yükselen reel faiz sonucunda önümüzdeki dönemde olumsuz biçimde etkilenebilir ve  Türkiye’nin yıllar sonra çözme noktasına geldiği bütçe açıkları yeniden gündem olabilir.
Önümüzdeki en büyük risk cari açık olarak ortaya çıkıyor. 2006 yılında cari açığın GSMH’ya oranı yüzde 9 dolayında gerçekleşti. Gerek cari açıktaki artış, gerek enflasyondaki yükseliş ve gerekse reel faizin bu kadar yüksek olması, 2006 yılında yeniden baş gösteren üç büyük risk oldu Türkiye için.
Türkiye, ekonomideki bu risklere karşılık iç politikayı istikrarlı yönetmeyi ve en önemlisi AB ile ilişkiler olan dış politikayı da bir ölçüde sıkıntıları erteleyecek biçimde götürmeyi başardı. Ne var ki her iki alandaki sorunlar büyük ölçüde 2007 yılında tekrar ve belki biraz daha ciddi biçimde karşımıza çıkacak.

DÜNYADA 2007 BEKLENTİLERİ
2007 yılında dünya ekonomisinde ciddi bir değişim beklenmiyor. Buna karşılık bu beklentiler büyük ölçüde ABD ekonomisinin nasıl bir trend izleyeceğine bağlı. Çünkü ABD ekonomisi dünya ekonomisinin dörtte birini oluşturuyor ve bu büyüklüğü nedeniyle ABD’de ortaya çıkacak her gelişme dünyanın geri kalan dörtte üçünü derin biçimde etkiliyor.
Yüksek oranlı cari açık, bütçe açığı ve özel kesim tasarruf yatırım açığına karşın ABD’nin bugüne kadar ciddi bir sıkıntıya girmemesinin temel nedeni, büyüme oranının yüksek, enflasyon oranının da düşük sayılabilecek bir düzeyde devam etmesiydi. 2007 yılında büyümenin bir miktar yavaşlayacağı tahmini yapılsa da çoğu iktisatçı ABD’nin 2007’de ciddi bir durgunluğa girmesini ve dolayısıyla dünyayı kaotik bir duruma yuvarlamasını beklemiyor. Bu aşamada eski Fed Başkanı Alan Greenspan’in, ABD ödemeler dengesindeki kötü gidişin ve OPEC ülkelerinden bir bölümünün rezervlerini dolar yerine başka dövizler üzerinden tutmaya yönelmesinin dolara daha da değer kaybettireceğine ilişkin yorumu, konu üzerinde kafa yoranları bir kez daha düşünmeye yöneltti.   
AB ve Japonya ile ilgili beklentiler genellikle karamsar değil. Özellikle Japonya’nın artık toparlanma sürecine girdiğine inanan iktisatçı sayısı oldukça fazla.

TÜRKİYE’DE 2007 BEKLENTİLERİ
Türkiye ile ilgili beklentiler ekonominin yanısıra politik gelişmelere de oldukça açık görünüyor. Bazı yorumcuların iddia ettiği gibi Türkiye’de artık politika ile ekonominin birbirinden ayrışmaya başladığı tezi çok doğru görünmüyor. Bunun en belirgin örneğini AB zirvesi dolayısıyla yaşadık. AB’den gelecek daha sert bir tepkiye hazırlıklı olan piyasalar, tepki normal düzeyde kalınca birden olumlu bir havaya girdi. Döviz kurları düştü, borsa yükseldi, hatta bir süredir kıpırdamayan faizler bile düşüşe geçti. Böylece politik bir gelişmeye ilişkin olumlu bir algılama ekonomiyi etkilemiş oldu. Dolayısıyla ekonominin politikadan soyutlandığını düşünmemiz bu aşamada pek anlamlı görünmüyor, hatta tam tersine bu gelişmeye bakılınca önümüzdeki çifte seçim sürecinin ekonomiyi ciddi biçimde etkileyebileceğini kabul etmek gerekiyor. İşin asıl tuhaf yanı, aslında olumsuz olarak algılanması gerekirmiş gibi görünen AB zirvesi sonuçlarının piyasa tarafından olumlu olarak algılanması ve ekonomik göstergeleri pozitif yönde etkilemesi oldu. Bu da bize ekonomiyi iyi izleyebilmek için beklentilerin neye göre biçimlendiğini yakından izlememiz ve görünüşe aldanmamamız gerektiğini gösteriyor.           
2007 yılında önümüzde bulunan politik risklerin en önemlileri cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim. Ekonomik riskler ise daha yaygın bir alana dağılıyor. Bunların üçü çok önemli: Cari açık, işsizlik ve yüksek reel faiz. Üstelik Türkiye bu riskleri büyümenin düşmeye başladığı bir ortamda göğüslemek zorunda kalacak. Eğer işsizlik söz konusu olmasaydı büyümede yaşanan düşüş, cari açığın denetimi için yararlı bile olabilirdi. Çünkü büyümenin düşmesi ve buna bağlı olarak talep daralması, ithalatın ve dolayısıyla cari açığın azalmasını sağlayacak. Ne var ki kur da düşünce bu etki ortaya çıkmıyor. Buna karşılık büyümenin düşmesi yatırımların azalmasına yol açarak işsizliğin düşmesini ve dolayısıyla politik açıdan en ciddi sorunlardan birisinin çözümünü engelleyecek gibi görünüyor. Bu gelişme hükümeti seçim döneminde fazlasıyla etkileyebilir. Eğer bu tür bir etkilenme sonucu işsizliğin giderilmesi için kamu giderlerinin artırılması gibi bir gelişme ortaya çıkarsa, enflasyonun ve dolayısıyla reel faizin düşmesi de hayal olur. Ne var ki Türkiye’nin bu kadar yüksek reel faizle uzun süre devam etmesi kolay değil. Unutmamak gerekir ki geçmişte yaşadığımız ekonomik sıkıntıların çoğu, reel faizin yüksekliğinden kaynaklanmıştı. 
Politik risklerin ekonomiyi etkilemeye devam ettiğini kabul ettiğimize göre ekonomik risklerin yanına politik olanları da eklememiz mümkün bulunuyor. Öyle olunca da 2007 yılının öncekilere göre daha rahat geçmeyeceğini söylememiz gerekiyor.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report