HİÇ bitmeyecekmiş gibi görünen 2009 sonunda bitti. Yakın geçmişimizde buna benzeyen bir yıl da 2001 yılıydı. Krizin derinliklerine girdikçe sıkıntı büyümüş ve 2001 hiç bitmeyecekmiş gibi gelmişti. Bu kez de öyle oldu ama sonunda bu yıl da tamamlandı.
2006 yılında dalgalanmalarla başlayan sıkıntılar 2007 yılında büyümeye başladı ve 2008 yılından itibaren bir krize dönüşmeye yüz tuttu. Ama asıl kriz 2009 yılında patlak verdi. ABD’den Rusya’ya, İngiltere’den Japonya’ya kadar bütün gelişmiş ekonomiler ciddi bunalımlar içine girdiler. Aşağıdaki ilk tabloda dünyanın en büyük beş ekonomisinin 2009 yılındaki performansına ilişkin son tahminlere dayalı göstergeler yer alıyor.
Bu tabloda dikkati çeken noktaların başında Çin ile öteki büyük ekonomilerin ayrışması geliyor. İlk dikkati çeken husus dört büyük ekonomi küçülürken Çin’in hızlı büyümeye devam etmiş olması. Bu, Çin ekonomisinin ne kadar dinamik bir ekonomi olduğunu ve rekabet açısından ne kadar üstün konumda olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomisi önemli ölçüde ihracata bağlı olan Çin, başlıca alıcısı konumunda olan dört büyük ekonomi küçülürken bile onlara ihracata devam etmiş ve böylece büyümesini yüksek düzeyde sürdürebilmiş görünüyor. Dikkati çeken ikinci konu 2009 yılında Avro Bölgesi ve İngiltere dışındaki büyük ekonomilerde deflasyon (yani eksi enflasyon) yaşanmış olması. Bu, Japonya açısından yeni bir durum olmamakla birlikte yıllar yılı düşük oranlı da olsa enflasyonla yoğrulmuş olan ABD açısından yeni bir durumu ifade ediyor. Üçüncü konu, Çin dışındaki büyük ekonomilerin hepsinde bütçe açıklarının GSYH’ye oranının yüksek düzeylere ulaşmış olması. Özellikle İngiltere ve ABD açısından gelinen düzey, son derecede sıkıntı verici oranları ifade ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu büyük açıkların önlenememesi halinde enflasyonda patlama yaşanacağından korkuluyor. Bütçe dengesi açısından en sıkıntısız büyük ekonomi olarak Çin çıkıyor ortaya. Son konu, işsizlik oranının Japonya dışındaki büyük ekonomilerde tolere edilebilir düzeyi çok aşmış olması. Her ne kadar Çin’de işsizlik oranı yüksek olsa da bunun örneğin ABD’deki kadar toplumsal sorun olduğunu sanmıyorum. Amerikan halkının yüzde 10’u aşmış bir işsizlik oranına katlanması ise oldukça zor.
TÜRKİYE’NİN 2009 GÖRÜNÜMÜ
2009 yılı Türkiye açısından da sıkıntılı geçti. Türkiye bazı konularda beş büyüklere göre daha sıkıntılı, bazı konularda ise daha rahat bir konumdaydı. Aşağıdaki ikinci tablo, Türkiye’nin önemli makroekonomik göstergelerinin 2007 ve 2009 yıllarındaki durumunu ortaya koyuyor. Karşılaştırmayı 2008 yılıyla yapmamamızın nedeni 2008 yılının yarı yarıya krizden etkilenmiş olması. 2007 yılında Türkiye küresel krizden hiç etkilenmemişti, 2009 yılında ise etkilendi. Dolayısıyla 2007 ve 2009 yıllarının karşılaştırmaya temel alınması anlamlı görünüyor. Tabloda yer alan 2009 yılı verileri eldeki son gerçekleşmiş verilere göre yıl sonu için yapılan tahminleri yansıtıyor.
Tablonun en çarpıcı değişimleri büyüme, işsizlik, bütçe açığı ve cari açık olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye 2009 yılında yüzde 6’lık bir küçülme bekliyor. Bu küçülme hem kriz öncesine göre hem de beş büyük ekonomiye göre oldukça ciddi bir daralmanın göstergesi. Krizden en fazla etkilenen gelişmiş ekonomilerde bile Türkiye’deki kadar küçülme olmaması dikkat çekici.
Türkiye’de 2001 krizinden önce yüzde 8 düzeyinde olan işsizlik izleyen yıllarda yüzde 10’lar düzeyine gelip yerleşmişti. 2008 sonrasında ise yüzde 15’ler bandına oturmuş durumda. Bu oran Türkiye’nin sosyal dengelerini alt üst edebilecek kadar yüksek görünüyor.
Bütçe açığı ve cari açık Türkiye’nin birbiriyle tersine gelişen iki dengesini ifade ediyor. 2002-2008 aralığında bütçe açığı kapanır, cari açık artarken, 2008 sonrasında bunun tersi olmaya yani bütçe açığı büyümeye, cari açık ise azalmaya yüz tuttu. Dolayısıyla daha bir yıl öncesine kadar Türkiye’nin en önemli sorunu cari açık iken şimdi sorun olarak gösterilmez oldu.
YUNANİSTAN’DA NELER OLUYOR?
2009 yılında küresel krizin en fazla etkilediği ekonomilerden birisi komşumuz Yunanistan oldu. Ekonomisi büyük ölçüde hizmet sektörüne dayalı olan Yunanistan’da, küresel krizin yarattığı küresel çaptaki hizmet talebi daralmasıyla birlikte ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Turizm, taşımacılık (özellikle deniz taşımacılığı) gibi alanlarda uzmanlaşmış olan Yunanistan, bu tür hizmetlere olan talebin daralmasıyla birlikte ekonomik sıkıntıya girdi.
Aşağıdaki tablo Türkiye ile Yunanistan’ın 2009 yılındaki ekonomik görünümünü karşılaştırmayı amaçlıyor.
Enflasyon ve işsizlik bir kenara bırakılırsa Yunanistan, Türkiye’ye göre ciddi anlamda ekonomik gerileme yaşamış görünüyor. Özellikle kamu kesimi borç stoku açısından Yunanistan, Türkiye’nin 2001’deki görünümünü yansıtıyor. Bütçe açığı/GSYH oranının ise önümüzdeki dönemde çok daha yukarılara gideceği tahmin ediliyor.
Bu gelişmenin sonucunda Türkiye’nin kredi notu yükseltilirken Yunanistan’ın kredi notu düşürüldü. Son olarak da Almanya, Yunanistan’a gereken desteğin verileceğini söyleyerek piyasalardaki dalgalanmaların biraz olsun durulmasını sağladı.
2010 YILINDA BİZİ NELER BEKLİYOR?
2009 yılının son çeyreği ABD ekonomisinin toparlanma sinyallerine sahne oldu. Aslında ABD’de kriz büyük ölçüde Amerikalıların imkanları ötesinde yaşamaları nedeniyle çıkmıştı. Ki bunun en önemli ölçüsü cari açık olarak karşımıza çıkıyor. Cari açığın trilyon doları bulması (yani, cari açık/GSYH oranının yüzde 7’lere tırmanması) ve uzunca bir süredir düşürülememesi, krizin nedeni olmuştu. Krize girildiğinden bu yana dolar değer kaybediyor ve ABD’de cari açık geriliyor. Aralık ayı içinde açıklanan verilere göre ise ABD’de Kasım ayında cari açık önceki aya göre yüzde 10 dolayında artmış bulunuyor. Bu gelişme ABD’nin toparlanma işaretlerinden biri olarak kabul ediliyor. Çelişkili bir analiz gibi görünse de ABD’nin cari açığının artmaya başlaması yaşam belirtisinin ortaya çıkması olarak algılandığı için olumlu sinyal olarak kabul ediliyor.
ABD ekonomisiyle ilgili gelen bu tür sinyaller devam ederse küresel krizin de sonuna geldiğimiz kanısı yaygınlık kazanacak. 2010 yılıyla ilgili en önemli kaygıların başını ise enflasyon korkusu çekiyor. Geçmişte enflasyondan çok çekmiş olan gelişmiş ekonomiler enflasyonun yeniden hortlayacak olmasından çok rahatsız görünüyorlar. Ortalığa dökülen trilyonlarca dolarlık harcamalar, yüzde 10’ları aşan bütçe açığı/GSYH oranları 2010 yılının ortalarından itibaren enflasyonist baskılar yaratabilir. Ne var ki henüz talep tam olarak canlanmamışken bu baskılardan korkarak atılan adımları geri çekmek krizden çıkışı geciktirebilir, hatta geri döndürebilir. Ben bunu sele kapılmış, sularla sürüklenen adamın durumuna benzetiyorum. Bu adam sırılsıklam ıslandığı için selden kurtulunca üşütüp hasta olabileceğini düşünmez. Onun sürüklenirken düşünmesi gereken tek şey nasıl edip de selden kurtulacağıdır. Selden kurtulduktan sonra sıcak bir yer bulmayı, üstünü başını değiştirmeyi ve üşütmeyi önleyici ilaçlar almayı düşünür. Ama önce selden kurtulması gerekir.
Eğer büyük hatalar yapılmazsa 2010 yılı küresel anlamda krizden çıkış yılı olacak. Türkiye 2010 yılını çok iyi değerlendirmek ve kaybettiklerini yerine koymak zorunda. O nedenle uygulanacak maliye politikası ve para politikasının koşullara göre esnek bir yapı içinde yürütülmesi büyük önem taşıyor.
|