Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Mart kapıdan baktırdı

Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır, derler.  Bu Mart’ta kazma kürek yakmanın yanı sıra, siyasal gelişmelerin damgasını vurduğu bir ekonomik ortamda bulduk kendimizi. Önümüz ilkbahar. Eğer siyasette bir sakinleşme yaşanmazsa ekonominin bu baskıyı kaldırma gücü zayıflayabilir..

Mahfi Eğilmez
 

 

KÜRESEL kriz, finans krizi olarak başladı ama giderek genişleyip ekonomik krize dönüştü. Küresel krizin başlangıcını 2006 yılına kadar çekenler var. Çoğunluk krizin 2008 yılında başladığını kabul ediyor. Bizim IMF ile stand-by düzenlemesi çerçevesinde birlikte yürüttüğümüz program 11 Mayıs 2008’de sona erdi. O tarihten başlayarak, hatta 2008 yılının başından itibaren Türkiye’nin IMF ile yeni bir program yapıp yapmayacağı sorusu sürekli olarak gündemde kaldı. Hatta son olarak Başbakan, IMF ile anlaşmaya çok yaklaşıldığını, birkaç güne kadar anlaşma yapılmış olacağını söyledi. Bu gelişmelerle kamuoyu IMF ile yeni bir düzenlemenin yapılacağını beklerken bu kez Mart ayının ikinci haftasında IMF ve Hazine Müsteşarlığı, eş zamanlı olarak yeni bir anlaşmanın gündemden kalktığını ve IMF komisyonunun 4’üncü madde konsültasyonu için Mayıs’ın ilk yarısında Türkiye’ye geleceğini açıkladılar. Böylece IMF ile yılan hikayesine dönen ilişkiler yeni bir boyuta gelmiş oldu.

4’ÜNCÜ MADDE SIKINTISI
Bu aşamada ekonomi yazarları ve akademisyenler üçe bölündüler: Bir grup bunun tarihi bir başlangıç, bir milat olduğunu öne sürerken bir bölümü de IMF’siz yola devam etmenin zorluklarını ve sıkıntılarını dile getirdi. Üçüncü grup ise IMF’nin bir anlamda çapa olarak kullanıldığını ve bunun sonuna gelindiğini öne sürdüler. Aslında benim yer aldığım üçüncü grupta fazla kişi yok. Ben, hükümetin IMF’yi çapa olarak kullandığını ve IMF ile anlaşma yapılacakmış gibi bir yaklaşımla bir yandan piyasaların zaman zaman yükselen ateşinin kontrol edildiğini, bir yandan da IMF’nin 4’üncü madde konsültasyonu için gelişinin ertelenmesinin sağlandığını düşünüyorum. IMF, her an bir stand-by yapılacakmış gibi beklediği için yılda bir kez yapılması gereken 4’üncü madde konsültasyonunu iki yıldan uzun süredir yapmıyor.
4’üncü madde konsültasyonu ekonominin sorunlarının gün yüzüne çıkmasına ve eleştiri dozunun artmasına yol açabilir. Sonuçta IMF 4’üncü madde konsültasyonu için daha fazla beklemeyeceğini söyleyince karşılıklı açıklamalar yapılarak stand-by düzenlemesinin söz konusu olmadığı belirtildi. Dolayısıyla bence konu ne IMF’nin uzayan görüşmelerden sıkılmasıyla ne de hükümetin IMF’ye rest çekmesiyle ilgilidir. 4’üncü madde konsültasyonu için Türkiye’ye Mayıs’ın ilk yarısında gelecek olan IMF heyeti, dönüşünde bir Türkiye raporu hazırlayacak ve eleştirilerini sıralayacaktır.

SİYASAL GELİŞMELER
CNBC-e Business’ın Şubat sayısında, yani iki ay önce yazdığım yazıda siyasal gerginliğin tırmanacak olmasının ekonomi üzerinde yaratacağı baskıya değinmiştim. Yavaş yavaş bu gerginliğin tırmandığını görüyoruz. Bunlara ek olarak bir de ABD’de ve İsveç’te yaşanan, Ermeni soykırımının kabulüne ilişkin gelişmeler gerginleşmeye başlayan ortamı daha da gergin hale getirdi. Her iki gelişmenin İsrail ile başlayan siyasal gerginlikler sonrasında ortaya çıkması oldukça dikkat çekici. Yahudi lobisinin özellikle ABD’de son derece etkili olduğu ve bu yıla kadar da soykırım tasarısının çıkmaması yolunda ağırlık koyduğu biliniyor. Siyasal gerginliğin ekonomi üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı endişesi yaygınlaşıyor. Buna karşılık gerginliğin şu ana kadar ekonomide bozulmaya yol açtığına ilişkin bir gelişme yok ortada. Önümüzdeki aylarda neler olacağını göreceğiz.     

YUNANİSTAN’DA ÇÖZÜMSÜZLÜK
Bir ekonomide hem bütçe açığı hem de cari açık yüksek oranlara ulaşmışsa o ekonomide ikiz açık söz konusu demektir. İktisatçıların en korktuğu dengesizlik hali de ikiz açığın büyümüş olduğu dengesizlik halidir. Çin, Almanya, Japonya gibi cari fazla veren birkaç ekonomi dışında ikiz açık, dünyadaki genel eğilim. Örneğin Türkiye ikiz açık vermektedir. 2009 yılında Türkiye’nin bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 5.5, cari açığının GSYH’ya oranı ise yüzde 2.3 olduğu tahmin ediliyor. Dikkat edilecek olursa Türkiye’nin bütçe açığı orta, cari açığı ise küçük boy birer açıktır. Buna karşılık Yunanistan’ın bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 14, cari açığının GSYH’ya oranı ise yüzde 12 dolayında. Yani her ikisi de büyük boyutta açıklar. Bir başka ifadeyle Yunanistan, ekonomisini çevirebilmek için hem büyük miktarda iç, hem de büyük miktarda dış finansman bulmaya ihtiyaç duymakta. Bir yandan da Yunanistan’ın birikmiş kamu borç stokunun GSYH’ya oranı, yüzde 117 gibi çok yüksek bir oranda. Yani yeni borçlanmaların yanı sıra eskileri de çevirebilmesi gerekli. İşte bu durum Yunanistan ekonomisini çöküş aşamasına getirmiştir.
Geçtiğimiz ay içinde Yunanistan Başbakanı ekonomiyi toparlayabilmek için Almanya ve Fransa’ya ziyaretler yaptı. Ne var ki bu ziyaretlerden umduğu desteği bulamadı. Her iki ülkenin liderleri de Yunanistan’a alması gereken önlemler konusunda akıl verdiler. Oysa Yunanistan onlardan somut maddi destek bekliyordu. 

İTALYA DA TARTIŞILIYOR
Eğer Yunanistan tek başına olsaydı sanırım sorunun çözümü daha kolay olurdu. Portekiz ve İspanya’nın da sırada olabilmesi olasılığı, Almanya ve Fransa’yı ciddi biçimde rahatsız ediyor. Özellikle sorun İspanya’ya sıçramışsa Almanya ve Fransa’nın yapabileceği fazlaca bir şey yok. Çünkü İspanya ekonomisi çok büyük bir ekonomi ve Almanya ile Fransa’nın yapacağı destekle ayakta tutulması mümkün değil.
Bu üç ekonomi tartışılırken İtalya’nın durumu da tartışma alanına geldi. Her ne kadar ikiz açığı ötekiler kadar yüksek olmasa da kamu borç yükü yüzde 100’ün üzerinde olan İtalya’nın bu sorun nedeniyle finansman sıkıntısına girebileceği görüşü ortaya atılıyor. İtalyan yetkililer bu yüksekliğe karşın kamu borç stokunun vadesinin uzun döneme yaygın olduğunu ve sorun yaratmasının söz konusu olmadığını söylüyorlar. İtalyanlar geçmişte yaşanan borç stoku sıkıntılarından hareketle mevcut stokun vadesinin uzatıldığını ve sorunun çözüldüğünü vurguluyorlar. Bu açıklamalar şimdilik piyasaları tatmin etmiş görünüyor. Ama İtalya ile ilgili en ufak bir sıkıntının ortaya çıkması vadesi ne olursa olsun yüksek kamu borç stokunun tartışmaya yeniden açılmasına yol açacak. 

TÜRK LİRASI VE DÖVİZ
Dönemin en önemli gelişmesi Türk Lirası’nın alacağı değer konusunda yaşanıyor. 2010 yılına gelinceye kadar euro-dolar paritesi euro lehine gelişti. Yani euro, dolara karşı değer kazandı. Bu bizim açımızdan bulunmaz bir nimetti. Çünkü Türk ihracatçısı malının yarısını euro bölgesine euro karşılığında satıyor ve maliyetinin yarısına yakınını da dolar karşılığında ödüyor. (Maliyetin içine finansman maliyetini, yani dış borçlanmanın faiz maliyetini de eklememiz gerekiyor.) Euro’nun dolara karşı değer kazanması, yani euro’nun TL’ye karşı değer kazanmasına karşılık doların TL’ye karşı değer kaybetmesi demek, maliyetin düşmesine karşılık gelirin artması demek. Kuşkusuz bu genelleme bütün ihracatçılar için böyle değil. Ama ağırlıklı olarak Türk ihracatçısının durumu böyle görünüyor. Bu gelişme sonucunda bizim ihracatçımız 2010 yılına gelene kadar kazançlı çıktı. 2010 ile beraber durum değişmeye başladı. Özellikle Yunanistan olayının ortaya çıkmasından sonra euro, dolara karşı değer kaybetmeye yöneldi. Bu durum bizim ihracatçı açısından kayıpların ortaya çıkmasına yol açtı. Başlangıçta hızla değer kaybeden euro sonradan biraz toparlandı ama hâlâ ortada ihracatçımız açısından ciddi sorun var. 

MART AYI DERT AYI
Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır, derler. Bu kez kazma kürek yakmanın yanı sıra siyasal gelişmelerin damgasını vurduğu bir ekonomik ortamda bulduk kendimizi. Dışarıdaki gelişmeler çoğunlukla ekonomik olaylara dayanıyordu. İçerideki gelişmeler ise dış politikadaki gelişmelerle birlikte ele alınırsa siyaset ağırlıklı oldu. Önümüz ilkbahar. Eğer siyasette bir durulma, bir sakinleşme yaşanmazsa ekonominin bu baskıyı kaldırma gücü zayıflayabilir.
Açık söylemek gerekirse Türkiye krize tahmin edilenden çok daha iyi direndi. Ama bu durum hep böyle devam edecek diye bir şey söz konusu değil.

 
 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report