Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

AKP’nin beşinci yılı

Günahlarıyla sevaplarıyla AKP iktidarda dört yılı geride bıraktı. Peki ekonomik açıdan ilk dört yılın başarıları ve başarısızlıkları nelerdi? Beşinci yılda neler olacak?

Mahfi Eğilmez
 

İLK DÖRT YILIN BAŞARILARI
AKP’nin iktidarı devraldığı 2002 yılı sonunda 181 milyar dolar olan GSMH’nın 2006 sonu itibarıyla 395 milyar dolar olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Yani AKP’nin dört yıllık iktidarı sonunda GSMH neredeyse iki kat büyümüş görünüyor. Bu dört yılda ekonominin yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 7.3 olarak çıkıyor. 181 milyar dolarla yola çıkan ve dört yılda yaklaşık olarak yüzde 30 toplam büyüme sağlamış olan bir ekonomide GSMH’nın yüzde 200 büyümüş gibi görünmesinin nedeni YTL ile dolar kuru paritesinin neredeyse sabitleşmiş olması. Buna karşın dört yılda ortalama 7.3 oranında bir büyüme hızını yakalamış olmak bile başlı başına çok önemli bir başarıya işaret ediyor.
Gelir dağılımındaki eşitliği ölçmeye yarayan Gini katsayısı sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımının daha adaletli olduğunu gösteriyor. AKP’nin, 0.44’lük bir katsayı ile, yani oldukça adaletsiz bir gelir dağılımıyla, işe başladığını görüyoruz. Gini katsayısı, AKP’nin iktidarda olduğu dönemde gerileyerek 2005 yılında 0.38’e gelmiş bulunuyor. Bu, hâlâ bozuk bir gelir dağılımını gösterse bile iyileşmeyi açıkça gösteriyor.
AKP’nin dört yıl süresince belki de en başarılı olduğu konu bütçe açığının düşürülmesi oldu. İktidarı devraldıklarında yüzde 14 dolayında olan bütçe açığının GSMH’ya oranı 2006 yılında neredeyse sıfıra geldi. Bütçe açığının azalmaya başlaması etkisini kamu kesimi borç yükünde de gösteriyor. Bir yandan azalan bütçe açıkları sonucunda kamu kesimi borçlanma ihtiyacının düşmesi, öte yandan hızlı büyüme ve kurun sabitleşmesiyle AKP, yüzde 93 gibi yüksek bir oranla devraldığı kamu kesimi borç yükünü yüzde 65’e düşürerek Maastricht kriteri olarak kabul edilen yüzde 60’lık limite yaklaştırmış oldu. Buna karşılık başlangıçta azalan özel kesim dış borç stokunun izleyen yıllardaki artışı oldukça hızlı olmuş görünüyor.
Geçmiş dönemlerde Türkiye’de çok şikayet edilen konulardan birisi bankaların topladıkları kaynakları özel kesime kredi olarak vermek yerine Hazine’ye borç olarak vermeyi tercih ettikleri şeklindeydi. Gerçekten de AKP iktidara geldiğinde kredilerin mevduata oranı yüzde 32 gibi düşük bir düzeydeydi. Bütçe açıklarının azalmasıyla Hazine’nin borçlanma ihtiyacının düşmesi sonucu bu oran 2006 sonunda yüzde 65’e çıktı.
Bir başka başarılı gelişme dolarizasyon eğilimindeki değişim. Bu gösterge tasarrufların yüzde kaçının yabancı para cinsinden tutulduğunu ve değerlendirildiğini gösteriyor. AKP iktidara geldiğinde yüzde 51 olan bu oran 2006 sonunda yüzde 38’e düştü. Yani Türk insanı eskiden tasarruflarının yarısını TL olarak değerlendirirken dört yıllık AKP iktidarı sonunda üçte ikisini TL olarak değerlendirir konuma gelmiş bulunuyor.

İLK DÖRT YILIN BAŞARISIZLIKLARI
2002 yıl sonunda işsizlik yüzde 10.3 idi. AKP iktidarı boyunca bu oran aşağı yukarı aynı düzeyde kaldı. Her ne kadar Ekim ayı işsizlik oranı yüzde 9.3 olarak geçekleşmiş olsa da yılsonunda işsizliğin yine yüzde 10 dolayında oluşması bekleniyor.
Cari açık AKP’nin en başarısız olduğu konuların başında geliyor. İktidarı devraldıklarında cari açığın GSMH’ya oranı neredeyse sıfıra yakındı. Dört yıllık sürede bu oran sürekli artarak 2006 sonunda yüzde 9’a kadar geldi. Bu açıdan bakıldığında AKP, dört yıl boyunca bütçe açığını sıfırlarken onun yerine cari açığı yerleştirmiş gibi görünüyor. Buna karşılık cari açığın finansmanı açısından AKP başarılı bir uygulama sergilemiş, rekor tutarda doğrudan yabancı sermayeyi çekerek cari açığın finansmanını kolaylaştırmış bulunuyor.   
Cari açık korkusu ve yeni merkantilizm diye adlandırdığımız “çok rezerve sahip olan çok yabancı sermaye çeker” yaklaşımı Merkez Bankası’nın son yıllarda uluslararası döviz rezervlerini artırmasına yol açtı. AKP’nin iktidara geldiği sırada 27 milyar dolar olan döviz rezervi 2006 sonunda 59 milyar dolara yükseldi. Bu göstergeyi başarı ya da başarısızlık göstergesi olarak kullanmak mümkün değil ama cari açığın bu kadar yükseldiği bir ortamda bir çeşit tampon olarak değerlendirmekte yarar var.   
2002 yılı sonunda enflasyon (TÜFE) yüzde 30’a çok yakındı. İzleyen yıllarda enflasyon hızla düştü ve 2005 yılı sonunda yüzde 7.7’ye kadar indi. O aşamada Türkiye’nin artık bir iki yıl içinde yüzde 2 – 3 aralığında bir enflasyon düzeyine inmesi neredeyse kesin gözle bakılan bir hedefti. Ne var ki öyle olmadı. 2006 yılında enflasyon yeniden yükselişe geçti ve yılı yüzde 9.6 ile kapattı. Bu oran 2005 sonu enflasyonundan olduğu kadar 2004 sonu enflasyonundan da yüksek bir oranı gösteriyor. Buna göre AKP’nin enflasyon konusunda ilk üç yılda başarılı, ama son yılda başarısız olduğunu ifade edebiliriz.
Enflasyona benzer bir gelişme faizlerde de ortaya çıktı. AKP ekonomiyi devraldığında yıllık faiz yüzde 64 dolayındaydı. 2005 yılında ise yıllık ortalama faiz yüzde 14.2’ye kadar inmişti. 2006 yıl sonu faizi yüzde 21.5. Yani neredeyse 2004 yıl sonu düzeyine geri dönülmüş bulunuluyor. AKP’nin faiz konusunda da ilk üç yıl başarılı son yıl başarısız olduğunu söylemek mümkün.

AKP’NİN İKTİDARDAKİ BEŞİNCİ YILI
Tabloya aldığımız 16 ekonomik gösterge bize AKP’nin ilk dört yıllık iktidarının ekonomik açıdan başarılı geçtiğini gösteriyor.
2007 yılıyla birlikte AKP, iktidardaki beşinci yılına girmiş oldu. Önceki dört yılda ekonominin siyasete liderlik yaptığına tanık olduk. Bir başka deyişle siyaset ekonomiyi gölgelemedi. Hatta tam tersine eskiden çok görülmüş olan popülizm eğilimleri bu dört yılda pek fazla yaşanmadı. Zaman zaman iç siyasette bazı sıkıntılar ve gerginlikler görülmüş olsa da bunlar ekonomi politikası üzerinde pek fazla etkili olmadı. Buna ek olarak bu dönemde AB ile ilişkiler, ekonomiyi zaman zaman sıkıntılı noktalara sürüklemekle birlikte genel olarak  olumlu katkıda bulundu. Özellikle cari açığın bu kadar yüksek bir düzeye ulaşmış olmasına karşın bir krize neden olmamasının ardında Türkiye’ye yönelik yabancı sermaye yatırımlarındaki rekor artış yatıyor. 
AKP’nin beşinci iktidar yılında, önceki dört yıldan farklı olarak siyasetin çok daha etkili olacağını beklemek yanlış olmayacak. Bu yıl yapılacak iki seçimden ilki olan cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça siyasal gerginlikteki artış bize bunu gösteriyor. Piyasaların endişesi bu gerginliğin ekonomideki kazanımların zedelenmesine yol açacak boyuta ulaşması.
Siyaset, 2007 yılında, ekonominin üzerinden yavaş yavaş kalkan gölgesini yeniden koyulaştıracak gibi duruyor. Üstelik geçen yıl tamamlanamayan bazı yapısal reformlar konusunda bu yıl adım atılması da gerekiyor. Bu gelişme bize Türkiye ekonomisinde yaşanan iyileşmelerin ekonomiye ne kadar dayanıklılık kazandırdığını gösterecek. Bu yıla belki de en önemli katkı yine AB’den gelecek. Müzakerelerin yavaşlatılmasıyla bir anlamda Türkiye’nin teneffüse çıkmış olması en azından dış politikada AB cephesini rahatlatmak gibi tuhaf bir sonuç yaratacak.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report