Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Avrupa’da ekonomi Türkiye’de siyaset karisik

Ticaretimizin yarısının yöneldiği Euro Bölgesi’nin tahminler doğru çıkarsa bu yıl sadece yüzde 1 büyüyecek olması, ihracatımız açısından sıkıntılı bir durum. Türkiye gündeminin yaz aylarında, hatta Dünya Kupası sırasında bile rahatlamaması bir diğer sorun...

.

Mahfi Eğilmez
 

NİSAN ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporuyla 2010 yılı tahminlerini şekillendiren IMF, geçen ay içinde de revize tahminlerini açıkladı.
Buna göre IMF, 2010 yılında dünya ekonomik büyümesinin biraz daha yukarıda olacağını tahmin ediyor. IMF’nin 2010 yılı için ilk tahmini yüzde 4.2 oranında büyüme iken Temmuz ayında yüzde 4.6 oranında bir büyüme tahmini açıkladı. Bu yıl gelişmiş ülkelerden ABD’nin yüzde 3.3 (Nisan tahmini 3.1), Euro Bölgesi’nin yüzde 1 (Nisan tahmini aynı) Japonya’nın yüzde 2.4 (Nisan tahmini 1.9), İngiltere’nin yüzde 1.3 (Nisan tahmini 1.2) büyüyeceğini tahmin ediyor. Gelişme yolundaki ülkelerden Çin’in yüzde 10.5 (Nisan tahmini yüzde 10), Hindistan’ın yüzde 9.4 (Nisan tahmini yüzde 8.8), Brezilya’nın yüzde 7.1 (Nisan tahmini yüzde 5.5) büyümesini öngörüyor. Bu oranlar içinde en çok dikkati çekenler ABD, Çin, Hindistan ve Brezilya. ABD hariç hepsi hızlı büyüme nedeniyle dikkati çekiyor. ABD ise krizden en fazla etkilenmiş birkaç ekonomiden biri, hatta krizin çıktığı ülke olmasına karşın bir yıllık bir süreçte yeniden potansiyel büyüme oranına dönmüş olmasıyla dikkati çekiyor. Eğer bu tahminler gerçekleşirse ABD bir yıllık bir sürede eski düzeyini yeniden yakalamış olacak. 
Bizim açımızdan en önemli bölge, ticaretimizin yarısının yöneldiği Euro Bölgesi. Bu bölgenin tahminler doğru çıkarsa bu yıl sadece yüzde 1 büyüyecek olması, bizim ihracatımız açısından sıkıntının artmasına yol açacak bir gelişme olarak ortaya çıkıyor. Üstelik bölgenin büyümesi, 2011 yılı için de yüzde 1.4 olarak tahmin ediliyor. 2011 yılında büyümede yaşanacak düşüşün nedenlerini tahmin etmek zor değil. Bir kere artık çıkış stratejisinin uygulanmaya başlanacağı döneme giriyoruz. Bu dönem, kriz boyunca gevşetilmiş bulunan maliye politikasının artık sıkılaştırılacağı bir dönem olacak. Bu durumda talebi artırmaya yönelik adımlar geri çekilecek ve ister istemez talep düşecek. Ayrıca Avrupa kriz boyunca kamu kesimi borç yükünün ciddi artışlar gördüğü bir dönem yaşadı. Çıkış stratejisinin bir parçası, bu borç yükünü düşürmek olacak. Bunu sağlamaya yönelik adımlar, talebi artıracak harcamaların artık kolay yapılamayacağını ortaya koyuyor. Kriz boyunca gevşetilmiş maliye politikasının sıkılaştırılması, ister istemez büyüme oranını düşürecek. Büyümenin düşük kalması da kuşkusuz dış talebi ve dolayısıyla dış ticareti olumsuz etkileyecek. Sonuçta bizim bu ekonomilere ihracatımızdaki sıkıntılar büyüyecek. Özetle Avrupa’da ekonomik sıkıntılar var ama buna karşılık siyasette büyük çalkalanmalar pek görülmüyor.

TÜRKİYE’DE EKONOMİ İYİ SİYASET KARIŞIK
Yaz aylarında gündemin hafiflemesi gerekir. En azından önceki yıllarda öyle olurdu. Üstelik bu Temmuz’un ortalarına kadar Dünya Kupası’nın getirdiği bir futbol gündeminin siyasal ve ekonomik gündemi alıp götürmesi gerekiyordu. Ama bu kez öyle olmadı. Dünya kupasındaki maçların sonuçlarını bilen ahtapot Paul bile ortalıktaki toz bulutunu dağıtamadı tam olarak. Bizden daha fazla gündemle uğraşması gereken toplumlar bile bize göre daha rahat bir dönem geçiriyorlar. İspanyollar örneğin... Ekonomileri sorunlarla boğuşurken onlar Dünya Kupası’nı ilk kez kazanmanın keyfini yaşıyorlar. Kupayı aldıkları anda ne yüzde 20’lere gelip dayanan işsizlik oranı, ne giderek yükselen borç yükü, ne artan kamu açıkları vardı akıllarında. Varsa yoksa Dünya Kupası. Kim bilir belki bizim milli takım da finallere kalabilseydi biz de gündemi değiştirip biraz olsun dünya hallerinden keyif almayı başarabilirdik. Ama olmadı, sanki krizi biz çıkartmışız gibi bir hüzün, bir melankoli, sormayın.
Aslında ekonomi iyi yolda. Büyüme yeniden eski patikasına dönüyor, bütçe geçen yıldaki bozulmanın toparlandığı bir eğilim içinde gelişiyor, kamu borç yükü AB ülkelerine göre oldukça düşük bir düzeyde devam ediyor, enflasyonda tek haneye dönüşü izleyerek düşüş eğilimi sürüyor. İki konuda sıkıntı var. Bunlardan ilki işsizlik oranının yüksekliği (yüzde 13–14 aralığı), ikincisi ise giderek yükselen cari açık. Ekonomiye göre daha sıkıntılı görünen konular, iç siyaset ve dış siyaset konuları.
Ekonomi iyi yolda gidiyor ama siyaset karışık görünüyor dedik. Bu uzun döneme ilişkin bir saptama değil. Kısa dönemde ekonomi bir toparlanma yaşayacak ama uzun dönemli sorunlar devam ediyor. Bu sorunların en başında büyüme modeli geliyor. Türkiye’nin büyüme modeli, gelişme yolundaki ülkelerin bir bölümünde rastlanan cari açığa dayalı bir büyüme modeli. Ülke iç talebin yanında ihracata dayalı bir büyüme çerçevesine oturmuş durumda. Her ikisi de önemli ölçüde ithalata dayanıyor. Yani Türkiye, hem iç talebe hem de dış talebe yönelik üretim yapabilmek için ara sermaye malı, hammadde ithal etmek zorunda. Bunlara tüketim maddeleri ithalatı da eklenince cari açık büyüyor. Yalnızca ihracata yönelik ithalat yapılsa sorun olmayacak ama iç talebin de önemli bölümü ithal maddeler bileşenleriyle karşılanınca ekonomi ister istemez cari açık veriyor. Sonuçta ekonomi büyüdükçe cari açık da büyüyor.

EKONOMİK MODEL DEĞİŞİKLİĞİ ŞART
Türkiye’nin üretiminde ithal mallar ve hizmetler bileşenleri arttıkça ülkede kalan katma değer oranı da düşüyor. Öyle olunca bu tür üretim artışı, istihdamın artmasını da sağlayamıyor. Böylece Türkiye cari açığı büyüten ama istihdamı artıramayan bir büyüme modeliyle yoluna devam etmeye çabalıyor.
İthalattaki ve dolayısıyla cari açıktaki artış, dış ticaret vergilerinin yüksekliği nedeniyle vergi gelirlerinin artmasına ve dolayısıyla bütçe açığının azalmasına neden oluyor. Böylece Türkiye cari açığın arttığı ama bütçe açığının azaldığı bir çelişkiler yumağı içinde ekonomisini yönetmeye çalışıyor. Bu çelişkili, ilginç bir kolaya kaçma bağımlılığı yaratıyor ve bu bağımlılık, sistemi iç dinamiklere dayalı bir büyüme modeline oturtmak yerine ithalata dayalı biçimde yürütmeyi teşvik ediyor.
Türkiye’nin geleceğine biçim verecek model bugünkü ithalata dayalı modelden farklı bir model olmak zorunda. Dolayısıyla Türkiye büyüme modelini değiştirme yolunda adım atmak zorunda. Aksi takdirde cari açık vererek bir süre büyüyen ekonomi, bir süre sonra yeniden dış finansman darboğazına gelip takılacaktır.
Türkiye’nin artık kısır çekişmelere ve tartışmalara ayıracak zamanı yok. O nedenle siyasal partilerin kapsamlı ekonomik programlar hazırlayıp bu model sorununu nasıl çözeceklerini halka anlatmaları gerekiyor. “Yolsuzluğu önleyeceğiz” diyerek iktidara gelmek mümkün ama bu model değişikliğini yapamazsak bu sistemi sürdürmemiz pek mümkün görünmüyor. Bu çerçeveden bakılınca ayrıntılı çalışmalar yapılması ve bunların parti programlarına işlenerek halka anlatılması gerekiyor.
Kadir Has Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre Türk halkı “işsizlik sorununu” bir numaralı sorun olarak görüyor. 2009 yılına göre bu sorunun bir numaralı sorun olarak görülme ağırlığı 2010 yılında iyice artmış. Bu sorunu çözeceğini söyleyip de nasıl çözeceğini açıklamayarak insanları ikna etmek artık o kadar kolay değil. Dolayısıyla bütün siyasal partiler işsizlik sorununun nasıl çözüleceğini bütün ayrıntılarını ortaya koyarak anlatmak zorundalar.

MALİ KURAL İTİBAR KAYBETMESİN
Burada Mali Kural’la ilgili bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. 2011 bütçesiyle birlikte yürürlüğe girecek olan ve kamu kesiminin verebileceği açık oranını ve borçlanma yeteneğini sınırlamayı hedefleyen Mali Kural, bence çok yerinde bir önlem. Eskiden harcamaları artırmaya çalışanlara “IMF düzenlemesi izin vermiyor” denirdi, şimdi “Mali Kural’a aykırı” denecek. Yani tam anlamıyla bir çapa görevi görecek. Ne var ki bence Mali Kural’da oranlar biraz fazla sıkı tutulmuş. Bütçe açığının yüzde 1 gibi bir oranda sabitlenmesi bence doğru değil. Euro’yu para birimi olarak kabul edecek ekonomilere uygulanan ölçüt bile yüzde 3 iken bizim yüzde 1 hedeflememiz pek gerçekçi görünmüyor. Bu oranın, gerçekçi olmamasının, tıpkı enflasyon hedeflemesindeki gerçekçi olmayan oran gibi bir itibar kaybına yol açmasından açıkçası korkuyorum. Çünkü böyle bir itibar kaybı yalnızca bir oranın değil, Mali Kural’ın, hatta onu çerçeveleyen mali disiplinin de itibar kaybına yol açabilir.

 
 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report