Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

 

Bugün krizdeki ekonomilerin kendi para birimleriyle borçlanamayacaklari kadar büyük borç yüklerinin altina girmeleri euro sayesinde olmustu. Euro'nun yarattigi gücün etkisiyle büyük miktarlarda ve ucuz maliyetlerle borçlanmislar, borç yükünün artmasini göz ardi etmislerdi.

Mahfi Eğilmez

 

Annus Horribilis
Annus Horribilis Latince’de “korku yılı” anlamına geliyor. İngiltere Kraliçesi, II. Elizabeth 1992 yılında tahta çıkışının 40’ıncı yıldönümünde yaptığı konuşmada o yıl İngiltere’de yaşanan birçok olumsuzluk nedeniyle bu deyimi kullanmıştı. 2011 yılı da Avrupa açısından tam anlamıyla bir Annus Horribilis olarak geride kaldı. İşin kötüsü 2012 yılının daha iyi olabileceğine ilişkin bir beklenti de yok. Rus Çarı I. Nikola’ya atfedilen “Avrupa’nın hasta adamı” deyimi 1850’lerde ilk kez Osmanlı İmparatorluğu için kullanıldı, daha sonra ekonomisi kötü olan Avrupalı devletler için tekrarlandı. İngiltere için 1970’lerde, Almanya için 1990’larda kullanılan bu deyim son dönemde İtalya, Fransa, Yunanistan, İrlanda ve Portekiz için kullanılmaya başlandı. Bugün içinde bulunduğumuz durumun zorluğu tek tek Avrupalı ülkelerin hastalığının yanı sıra Avrupa’nın tümüyle hasta konumda olmasından kaynaklanıyor. Yakın geçmişe kadar sağlam bir ekonomik yapıya sahip olduğu düşünülen Avrupa ve özellikle de Euro Bölgesi ülkelerinin görünümü İrlanda’da su yüzüne çıkan ekonomik krizle birlikte bozulmaya başladı. Bu bozulma İrlanda ile sınırlı kalsa çözümü kolay olacaktı. Ne var ki İrlanda’nın ardından Yunanistan, Portekiz, İtalya ve Belçika geldi. Bu ekonomilerin kendi para birimleriyle borçlanamayacakları kadar büyük borç yüklerinin altına girmeleri euro sayesinde olmuştu. Euro’nun yarattığı gücün etkisiyle büyük miktarlarda ve ucuz maliyetlerle borçlanmışlar borç yükünün artmasını göz ardı etmişlerdi.

Türkiye’nin geleceği
2011 yılını başarıyla geçen Türkiye bu krize güçlü bir ekonomik yapıyla girmenin avantajını yaşıyor. 2001 krizinden sonra bankaların yeniden toparlanması, mali sistemin disipline edilmesi, kuralların ve denetimin sıkılaştırılması Türkiye’yi başka bir boyuta geçirdi. Avrupa’nın her yanına yayılan borç krizi Türkiye’yi etkilemedi. Çünkü Türkiye geçmişinde en çok sıkıntıyı çektiği bütçe açığını ve kamu borç yükünü 2001 krizinden sonra hızla düşürdü. Bir zamanlar çok eleştirilen faiz dışı fazla izleme politikası Türkiye’yi bugün krizlere karşı güçlü bir konuma yerleştirdi. Buna karşın Türkiye’de öteki ekonomiler gibi krizden bağışık değil. Çünkü krize girmiş ekonomilerle iç içe ilişkilere sahip bulunuyor. Bunun bilincinde olmak, önlemleri artırmak ve sağlamlaştırmak hayati önem taşıyor. Türkiye’nin başta cari açığı azaltmaya yönelik sanayi yapısını dönüştürmeye yönelik önlemlere ağırlık vermesi gerekiyor.

Annus Mirabilis 
Latince’de “mucize yılı” anlamına gelen Annus Mirabilis ilk kez İngiliz şair John Dryden’in 1666 tarihli bir şiirinde geçmiş bir deyim. O yıl Isaac Newton’un bilimsel buluşları gerçekleşmiş. Avrupa ekonomisinin yaşadığı büyük çöküşe ve Avrupa ile yakın ekonomik ilişkilerine karşın Türkiye ekonomisi 2011 yılını oldukça güçlü bir görünümle geçmeyi başardı. Çevresinin bu kadar krize battığı bir dönemde Türkiye açısından 2011 yılı adeta bir Annus Mirabilis oldu. Avrupa’nın tersine Türkiye gerek bütçe açığı, gerekse borç yükü konusunda son derecede rahat geçtiği bir yılı geride bıraktı. Avrupa büyümede durgunluk sıkıntısı çekerken Türkiye yılın ilk dokuz ayını yüzde 9,6 oranında büyüyerek tamamladı. Yıllık büyüme oranının da yüzde 7–8 arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Küresel krizin etkisiyle yüzde 15’lere yükselmiş olan işsizlik oranı yüzde 9–10 arasına gerilemiş bulunuyor. Son dönemde en önemli sorun haline gelen yüksek cari açık da yılın son çeyreğinde hız kesmiş görünüyor. Hiç kuşkusuz bu gelişmede alınan önlemlerden daha çok Türk Lirası’nın değer kaybetmesi etkili oldu.

Türkiye ekonomisinin yıl sonu itibariyle en olumsuz görünen yanı enflasyonun yeniden yükselişe geçerek iki haneye doğru yol alması. Cari açığın gerilemesine yol açan Türk Lirası’nın yabancı paralara karşı değer kaybetmesi hali enflasyonu yükselten başlıca neden olarak karşımızda duruyor. Buna ek olarak gıda fiyatlarında ve enerji girdilerinin maliyetlerinde yaşanan artışlar da enflasyonun yükselmesinin temel nedenleri arasında yer alıyor.

AB liderler zirvesi ve yıkılan hayaller
Pek çok kez tekrarlanan ama bir türlü elle tutulur bir karar çıkmayan AB liderler zirvesinden bu kez umutlu olanların sayısı oldukça yüksekti. 9 Aralık zirvesinin Avrupa için bir çıkışın başlangıcı olacağı düşünülüyordu. Zirve sırasında İngiltere’nin alınacak kararları peşin olarak veto etmesi bu iyimser hayallerin ağır biçimde zedelenmesine yol açmış olsa da beklentiler son açıklamalara kadar sürdürüldü. Kararların açıklanmasıyla kalan umutlar da kayboldu ve çözümün bir başka bahara kaldığı kanısı yaygınlaştı.

Zirvede alınan kararlar geleceğe dönük ve daha çok bu krizi çözmek yerine yeni bir kriz oluşması halinde neler yapılması gerekeceğini ortaya koyuyor. Öyle olunca da zirveden krizden çıkış önlemleri bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar. Zirvenin belki de en önemli gelişmelerinden birisi İngiltere’nin kararları en baştan veto etmesiydi. Böylece İngiltere olası bir mali işlemler vergisini uygulamaktan kaçınmış oluyor. İngiltere Başbakanı David Cameron bu verginin en çok İngiltere’yi etkileyeceğini ileri sürüyordu. İngiltere’nin vetosu, AB’nin çatırdaması olarak da nitelendi. Gerçi İngiltere, içinde yer alsa bile hiçbir zaman AB’ye candan bağlı görünmüyordu ama yine de bu gelişme bir yol ayrımına varacak kadar ciddi geldi yorumculara bu kez. Bu gelişmenin ardından yaşanan bir başka olay da Fransa ile İngiltere’nin birbirini uluslararası alanda şikayete başlamasıydı. Ayın sonlarına gelinirken önce Fransa’nın sonra da Belçika’nın kredi notlarının görünümü düşürüldü.

Gerek zirve sırasında ve gerekse zirve sonrasında ortaya çıkan gelişmeler en azından 2012 yılında kriz içinde devam eden bir Euro Bölgesi görmeye devam etmemize yol açacak gibi duruyor. Özellikle ekonomik ilişkileri açısından bölgeyle iç içe olan Türkiye ekonomisi açısından bu durum oldukça ciddi.

Geleceğe bakış
Küresel sistem ve onun temel taşı olarak kabul edilen sermaye hareketlerinin serbestliği ilkesi ekonomik krizlerin bulaşıcılığını inanılmaz şekilde kolaylaştırırken bu krizlerden çıkış için kullanılan eski yöntemleri de geçersiz hale getirdi. Yeni ve kolay yayılabilen bir hastalığın ortaya çıkmasına ve insanlığı tehdit etmesine benzer bir durum bu. Nasıl bu tür yeni hastalıklarda eski tedaviler ve ilaçlar işe yaramıyorsa bu yeni krizlerde de eski ekonomi politik ve önlemleri pek işe yaramıyor. Her toplantı, her zirve, her açıklama yeni paradigmaya uygun çözüm beklentilerini hayal kırıklığına dönüştürüyor. AB liderler zirvesi bunun tipik bir örneğiydi. 2012–2013 yılları için Avrupa’nın sorunlu 6 ekonomisinin (İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, Yunanistan, İrlanda) bulması gereken finansman kaynağı 1,6 trilyon dolar. Ödemeleri gereken faiz ise ülkeye göre yüzde 4 ile 34 arasında değişiyor. Böyle bir durumda bu ekonomilere verilebilecek desteklerden birisi IMF’nin bu ekonomilerin borçlanmalarının belirli bir bölümüne garantör olması. Ama ne var ki bu çözümü uygulamaya koyabilecek irade yok. Onlar hâlâ IMF’nin parasal imkânını artırıp onu kullanmayı düşünüyorlar.

Bu yaklaşımla küresel krizin sonlandırılması mümkün görünmüyor. Dolayısıyla bu aşamada kısa vadede iyimser olmamızı sağlayacak bir gelişme göremiyoruz. Buna karşılık uzun vadede çözüme yönelik olarak yukarıda değindiğim IMF’nin borçlanmaya garantör olması da dahil olmak üzere çok daha akılcı yaklaşımların devreye girmesini bekliyorum.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
   

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2012 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report